Site içi arama

Göbekbağı / Annelik / Özgürlük ve Esaret


Doğum anı, tasviri en çok yapılmış anlardan birisidir. Courbet'in 'Dünyanın Kaynağı' isimli resmi ile doğum anı arasındaki mesafe bir saniyedir. Doğum anı kadınlık durumunun içinde taşıdığı tezatlığın bir simulasyonu gibidir. Doğum anı, özgürlük ve esareti aynı anda içinde barındırır. Doğan çocuk göbek bağının kesilmesiyle özgür kılınırken, doğuran kadın da onun esiri olur. Yani bir anlamda kendi doğumu esnasında annesi tarafından özgür kılınan kadın, bu özgürlüğü çocuğuna iletirken kendi gönüllü esaretini de başlatır.

Tinerci ol, çocuk, katil ol; yeter ki eşcinsel olma!..


Bir çocuk bir hayattır, tamam... Tamam da, hayatı en çok besleyen nedir, usta?.. Çocuğun en büyük ihtiyacı yani?..
Diyeceksin ki şimdi, önce yemeğini ver! Ve suyunu içir! Bir de üst baş al ki, çıplak kalmasın karda kışta! E tabii yeri yurdu da olmasın mı? Olsun elbette, hepsi olsun.
Olsun da...

Burda çiçekler açmıyor; kuşlar süzülüp uçmuyor…

Olmadığım biri gibi yaşayıp, hiç yaşamamış biri gibi ölmek zor geldi. Bize ne dayatılıyorsa onu yaşamak zorunda olduğumuz bir dünya vardı. Annemin kucağını terk ettiğimde sonbahardı.
Babamın gözleriyle hiç bir zaman bakamadım kendime. Ona, kadın olmak istediğimi söylediğimde gözlerinin içine bakamadığım gibi. Şimdi, böyle yapmasaydım ne değişirdi diyorum kendime, olacak olanı ne kadar erteleyebilirdim?
Dedemin mezarında kemikleri sızlamış. Eğer yaşasaymış, av tüfeğini alır, kendi elleriyle kalbimin tam ortasından vururmuş beni. Ayakkabılarımı ardımdan fırlatırken, bunları söylemişti babam. Kedi yavrularını bile evden atamayan adam, beni gözden çıkarmıştı çoktan.

“Sokakta kartopu oynayan bir çocukken evlendirildim”

Fotoğraf: Doğu Eroğlu
Nergiz Toyvuran, 14 yaşında görücü usulüyle evlendirilerek, henüz çocukken yetişkin oluverdi. Kapadokya Kadın Dayanışma Derneği aracılığıyla ulaştığımız Toyvuran, çocuk gelin olmayı, fiziksel şiddeti ve ötekileştirmeyi Türkiye’den Şiddet Hikayeleri’ne anlattı.
Röportaj: Cankız Çevik
1975 yılında Nevşehir’de dünyaya geldim. Henüz 14 yaşıma girerken, görücü usulüyle, yaşım büyültülerek evlendirildim. Evlenmeyi hiç istememiştim fakat babamdan çok korktuğum için o ne diyorsa öyle yaptım.

‘Okul sütü-zehir küpü’: Sarıyer’de 16 öğrenci hastanelik


Sarıyer Çayırbaşı Atatürk İlkokulu’nda bazı velilerin istememesine karşın tüm öğrencilere depodaki sütler verildi. 16 öğrenci, zehirlenerek hastaneye kaldırıldı
AKP’nin “Okul sütü-akıl küpü” projesi kapsamında ilk ve orta okullarda öğrencilere dağıtımını yaptığı okul sütleri yine öğrencileri zehirledi. İstanbul Sarıyer’deki Çayırbaşı Atatürk İlkokulu’nda 6. sınıf öğrencilerine dağıtılan sütler, 16 öğrencinin zehirlenmesine neden oldu. Zehirlenen öğrenciler, Sarıyer Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.

Liselerde kılık kıyafet 'özgürlüğü' yaygınlaşıyor!

İstanbul Bağcılar'daki Naci Ekşi Anadolu Lisesi'nde kız öğrenciler başörtüsüyle okula girebilirken başı açık kız öğrencilere yönelik ayrımcı uygulamalar başladı.
Öğrencilerden aldığımız bilgilere göre geçen haftadan itibaren kız öğrenciler okula başörtüsüyle girmeye başladı. Okul yönetimi bu duruma müdahale etmezken, dar pantolon ya da tayt ile okula gelen kızlar ise kenara çekilerek uyarılmaya başlandı.
Son olarak dün ise eşofmanla gelen başı açık kızların kenara çekildiği ve müdür tarafından "ahlaksızlık"la suçlandığı öğrenildi. Müdür yardımcısının kendilerine "Kapalı arkadaşlarınız 'Onlar okula ojeli, makyajlı veya tayt giyerek geliyorsa biz de kapalı geliriz' diyor" dediğini söyleyen öğrenciler, müdür yardımcısının başörtülü öğrencilere hak verdiğini öne sürdü.

'Mahir, Hüseyin, Ulaş Parkı' açılıyor


Maltepe Belediyesi, Gülensu Mahallesi Emek Caddesi üzerinde yapılan parka Mahir Çayan, Hüseyin Cevahir ve Ulaş Bardakçı’nın ismini verdi. ‘Mahir Hüseyin Ulaş’ ismini alan park, Mahir Çayan ve arkadaşlarının öldürüldüğü Kızıldere’nin yıldönümünde açılacak.


Kızıldere'nin 31. yılında açılışı yaplacak olan pakla ilgili basın açıklaması yapan Maltepe Belediye Başkanı Mustafa Zengin, "Unutmayın, çünkü unutmak ihanettir" dedi. 

Ve Milli Eğitim 'insanı' yarattı!


Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın 9. sınıf coğrafya ders kitabının ikinci baskısını yaratılış teorisine göre yeniden düzenlediği ortaya çıktı. Cumhuriyet gazetesinin haberine göre, kitabın Jeolojik Zamanlar Tablosu bölümündeki “İlk insan ortaya çıkmıştır” ifadesinin “İnsan yaratılmıştır” olarak değiştirildiği ögrenildi. 

Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi tarafından "Çocuk ve Hukuk" konulu resim, şiir ve kompozisyon yarışması düzenleneceği belirtildi.

Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi üyesi Avukat Sinem Çiçek  yaptığı açıklamada, merkez olarak kimine göre geleceğin mirası, kimine göre yeni açan bir çiçek, kimine göre ise yaşlılıkta güvenilecek önemli ve değerli bir varlık düşüncesinden yola çıkarak çocuğun toplumdaki önemini vurgulamak ve bunu çocuğa hissettirmek amacıyla "Çocuk ve Hukuku" konulu resim, şiir ve kompozisyon yarışması düzenleyeceklerini söyledi.

Ailede Başlayan Bilim Eğitimi ve Çocuklarda (0-7 Yaş) Öğrenme Üzerine...


Merhaba arkadaşlar,

Daha önce de bahsettiğimiz gibi, bu yazı dizimizde her yaştan ve meslek grubundan insana, kendi çocuklarını veya öğrencilerini bilime yöneltebilmek için kendi dünya görüşümüz dahilinde bazı tavsiyeler ve önerilerde bulunacağız. 

Başlamadan önce vurgulamalıyız ki, bu yazı eğitim bilimlerinde eğitim almış herhangi birinin kaleminden ya da kontrolünden geçerek yayınlanmamaktadır. Dolayısıyla içerisinde eleştireceğiniz, eksik ya da hatalı bulabileceğiniz öneriler bulunabilecektir. Ancak zaten Evrim Ağacı olarak bizim amacımız da akademik bir tavsiye yazısı ya da tez ileri sürmek değildir. Bu yazımızda ve sonrakilerdeki yegane amacımız, bizim görüşlerimize ve düşüncelerimize değer veren okurlarımızın, evlerinde, iş yerlerinde veya okullarında bu konuda eğitim almak isteyen ya da buna muhtaç olan kimselere Evrim'i öğretmek konusunda uygulayabilecekleri tavsiyelerde bulunmak, bu konuda birkaç açıklama yapmaktır. Dolayısıyla yazılarımız bu çerçevede değerlendirilirse, memnun oluruz. 

Çocuk aşısı da bozuk çıktı!

Şırnak ve ilçelerinde bulaşıcı hastalıklarla mücadele ve hastalıkların yayılmasını önlemek amacıyla dağıtılan 5'li karma aşının kullanım tarihinin geçtiği ortaya çıktı. Sağlık görevlilerinin son anda fark edip, tutanakla iade ettiği aşılardan 9 kişiye uygulandığı belirlendi.Şırnak İl Halk Sağlığı Merkezi Bulaşıcı Hastalıklar Şube Müdürlüğü, kent merkezi ve ilçelerdeki bir çok sağlık merkezine 4 Mart günü bulaşıcı hastalıklarla mücadele etmek ve bulaşıcı hastalıkların yayılmasını engellemek amacıyla 5'li karma (difteri, tetanoz, asellüler boğmaca, ınaktive çocuk felçi, HIB) aşısı dağıtıldı. Dağıtılan aşılar birçok merkezde çocuklara uygulanırken Cizre 2 No'lu Aile Sağlık Merkezi'ndeki görevliler, aşıların kullanım tarihinin geçtiği fark etti. Bunun üzerine merkezde aşı uygulaması durdurulurken, görevliler aşıları iade edip tutanak tuttu. 

Ahmet Yıldız'ın patronu: "Kusurlu Ölen Çocuktur"

Çocukları Öldürmeyi İyi Bilenler

Karadon madeninde ölen işçiler için 'güzel öldüler' diyen çalışma bakanlarını, 4+4+4 ucubesini halkın başına musallat eden eğitimci olmayan milli eğitim bakanlarını, okullarda dağıtılan bozuk sütler nedeniyle binlerce çocuk çocuk zehirlenip hastaneye kaldırıldığında numara yapıyorlar diyen sağlık bakanlarını bünyesinde barındıran AKP, Ahmet Yıldız'ın bir numaralı katildir. 


Çocuk ve Yaşlılara Verilen Değer Arasındaki Evrimsel Fark Üzerine...


Sayfamız okurlarından Sn. Adil Ekrem Yarar şöyle bir soru yöneltti:

Merhaba Evrim Ağacı. Doğada, canlılar arası doğum-ölüm sürecinde.. yaşı küçük olanlar daha çok sevilir ve korunurken, belli bir yaştan sonra tam tersi bir durumla -hatta, terk edilme de dahil- dışlanma yaşanıyor. Böyle bir kararın sebebi, evrimin sağlığı açısından mı, yoksa, farklı bir durum mu söz konusu? Teşekkür ederim.

Çocuk ve Ölüm: Çocukların Ölüm Kavramını Anlandırmaları

Çocuklar biz farkına varmadan çok önce ölümle tanışır. Ölü bir kuş, böcek, solmuş bir çiçek, yol kenarında ölmüş hayvanlar görürler.  TV’da da ölümü görebilirler (buna çizgi filmdeki hayali ölümlerde dahil). Ölüm yaşamın bir parçasıdır ve çocuklar kendilerine göre bunun farkındadırlar.
Duygusal olarak bağlı olmadığımız zamanlarda ölümü konuşmak daha kolaydır. Çocuklar günlük hayatlarında ölü böcek kuş vb. merak ederler, çok detay sorar ve incelerler. Yetişkinler bu soruları itici bulabilir, ancak ölümü tanımanın bir yoludur.Çocuğunuz ile ölümü konuşma fırsatı değerlendirebilirsiniz, onlara gerekli bilgiyi verebilir ve başlarına geldiğinde duyguları ile başa çıkabilmeyi öğretebilirsiniz.

Kesintisiz Kozmik Beslenme




Bir cenin düşünelim. Bu küçük varlık, milyonlarca yıl süren evren ve dünya gelişiminin tüm safhalarını, güneşten, aydan kopmayı, kendi etrafında dönerek bireyselleşmeyi ve bir sisteme entegre olmayı beceren canlı varlık dünya oluncaya kadar süren gelişimi, ana rahmine düştüğünden doğuncaya kadarki süre içinde geçirir. Oluştuğu tohum ve yumurtanın kendisine hap halinde aktardıkları evren ve dünya gelişim sürecini tek hücreliden bitki, balık, sürüngen, memeliye dönüşerek tamamlar ve tüm evrim süreçlerinden  hızla geçerek gelişir. Bu arada olup biten tüm bilgi alışverişi, bir beslenme sürecinin parçalarıdır. Beslenme süreci üç safhada içe almak, işleyip dönüştürmek  ve dışarı çıkarmak biçiminde gerçekleşmektedir.

Eğitim Hakkı Raporu'nun beşincisi yayımlandı


Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisleri'nin 4+4+4 eğitim yasasının çıkmasından itibaren her ay ülkenin dört bir yanından gelen bilgilerle raporlaştırdığı 'Eğitim Hakkı Raporu'nun 5.'si yayımlandı. Eğitim Hakkı Raporu’nu Adana’da 13 yaşında okul masraflarını karşılamak için çalışmak zorunda kaldığı plastik atölyesinde iş cinayetinde yaşamını yitiren Ahmet Yıldız’a adanan rapor 4+4+4 yasasının 1. yılı dolarken okullardaki son durumları göstermesi bakımından anlamlı bilgiler sunuyor. 

Çocuk İşçiler Soru Önergesinde

CHP İstanbul Milletvekili Dr. M. Sezgin Tanrıkulu çocuk işçiler ile ilgili Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in yanıtlaması için yazılı soru önergesi verdi.
Araştırmaların 2002 – 2012 yılları arasında Türkiye’de 11 bin emekçinin yaşanan iş kazaları sonucunda hayatını kaybettiğini gösterdiğini belirten Tanrıkulu “Katliama ve cinayete dönüşen bu ölümlere önlem alınmadığı gibi akla izana sığmayacak söylemlerle yüreklerde yaşanan acılara adeta tuz basılmaktadır” dedi.

Çocuk Dostu Bir Medya Hayali

Medyanın silahtan çıkan kurşunu durdurmak gibi bir gücü yok. Ama intihar haberlerini yayımlarken kullandığı etkili yöntemleri ve halen uygulanan çocuk dostu olmayan yöntemlerini değiştirebilecek gücü var.
İntihar, sosyolojik, psikolojik ve nörolojik boyutları olan, yaş, cinsiyet ve sosyo-kültürel duruma göre değişkenlik gösteren bir olgudur. Tamamlanmış intiharlar (ölümle sonuçlanan) ve intihar girişimleri, intihar olgusunun iki önemli kavramıdır.

Çocuk Gelinler'den Cumhurbaşkanı'na


İki gün önce medyaya "Çocuk gelinler, 'eşleri için' Ankara'ya gidiyorlar" başlıklı haberler yansıdı. Erken yaşta evlenmiş, evlendirilmiş kadınlar yasalar gereği açılan dava sonucu cezaevine giren eşlerini kurtaracak yasal düzenlemenin yapılmasını sağlamak için bir araya gelip Ankara 'ya gitmek üzere yola çıktı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e ve TBMM'ye bu konudaki isteklerini iletecekler.

İzmir'den ve Bursa'dan yola çıkan kadınlar sosyal paylaşım sitesi Facebook üzerinden haberleşip biraraya geldi. Farklı kentlerde yaşayan bu kadınlar, önceki gün İzmir'de buluştu.
Kadınların talepleri, erken ve zorla evlilikler sonrası hayatı sekteye uğramış kadınların ilk çıkış yolları olarak karşımıza çıkıyor. Oysa ki "çocuk gelinler"e toplumsal olarak son veremedikçe, bu talepler anlık çözümlerden öteye geçemeyecek. Üstelik caydırıcılığın temelinin ceza sistemi üzerinden kurulduğunu bilirken.

Çocukların 'yaşam hakkı' raporu hazırlandı


"Bu rapor gösteriyor ki ülkemizde çocukların yaşam hakkının yaygın ihlali, çocukların diğer pek çok alanda yaşadıkları hak ihlallerinin kaçınılmaz bir sonucudur"

Gündem Çocuk Derneğinin hazırladığı "Türkiye’de Çocuğun Yaşam Hakkı 2011 Raporu"na göre, Türkiye’de geçen yıl 815 çocuk önlenebilir nedenlerden dolayı yaşamını yitirdi.
Gündem Çocuk Derneği, yaygın basında çıkan haberler, bu haberlerle ilgili yaptığı araştırmalar ve insan hakları örgütlerinin yayımladığı rapor ve verileri kullanarak, 2011 yılında Türkiye’de çocukların maruz kaldığı, ölümle sonuçlanan yaşam hakkı ihlallerini derleyen durum raporu hazırladı.

Obama fotoğraf çektirdi, Filistinli 50 çocuk gözaltına alındı

İki fotoğraf karesi, ikisi de aynı gün aynı saatlerde aynı topraklarda çekildi.





‘Erdoğan’ın genel ahlak dediği, egemenlerin heteroseksist ahlakı’


Başbakan Hollanda’da biyolojik ailesi Türkiyeli olan bir çocuğun koruyucu lezbiyen aileye verilmesine karşı homofobik açıklamalar yaptı. SPoD’dan Cihan Hüroğlu, ‘Müslüman olsalar da olmasalar da bir çocuğun kişisel gelişimini sağlayabileceklerse LGBT veya heteroseksüel herkesin ebeveyn olabileceğini’ söyledi
Hollanda’da Türkiyeli bir ailenin çocuğu olan Yunus koruyucu aile olarak lezbiyen bir çifte verildi. Tayyip Erdoğan çocukların “emin ellere”, “sağlam ellere” verilmesi gerektiğini söyleyerek homofobik itirazlarda bulundu.

Müzik-Oyun-Tiyatro İlişkisi

Günümüzde, müzik dersi  öğrenilmesi gerekenlerin  zorunluluğundan dolayı, can sıkıcı dersler listesindedir. Özellikle toplu müzik eğitiminde var olan sorunlardan belki de en önemlisi, çocukların ya da gençlerin bu derse ilişkin hazır bulunuşluluklarının olmamasıdır. Bu cümleyi açarsak,  pek çoğu bu eğitim için gerekli donanıma, yani yeteneğe ve ilgiye sahip değildir. Etkenlerden bir diğeri ise, çocukların ve gençlerin günlük hayatta karşılaştıkları ve ne yazık ki pekte müdahale edilemeyecek boyutlara gelmiş olan müzik türleri ve son derece niteliksiz seslerle kaçınılmaz beraberlikleridir.

Keyifli Egitim

Merkezci eğitim

İlkçağ’dan geç modern dönemlere değin klasik, geleneksel ve erken/geç modern pedagojik düşünce ve pratiklerinin fazlasıyla “merkezci/l/”-her şeyi belli bir kavram etrafında kurmak ya da bir meta-anlatı içinde yapılaştırmak- sistemler olduğu iyi bilinir. Platon’da bu “ideal/izm”, Aristo’da “metafizik”, Hıristiyanlıkta/Müslümanlıkta “Tanrı/Allah”, Rousseaucu pedagojide “doğa”, ampirist ve rasyonalistlerde (Descartes, Leibniz, Locke vd.) “deneyim”, Kant’da “saf akıl”, Hegel’de “tin”, ütopist sosyalistlerde “mutluluk”, Marksizm’in politeknik eğitiminde “üretim”, anarşist düşünürlerde “mutlak özgürlük” olarak şekillenmiştir. Aslında bu tarz bakış açısı, geleneksel ve modern pedagojilerin birçok bakımdan benzer noktalara sahip olduğunu gösterir: 

Ahmet’in sakıncalı fotoğrafı


Dillere destan “büyüme” ilahiyatımızın sakıncalı bir fotoğrafını ölmeden önce Ahmet, cep telefonundan çekmişti.
Fotoğrafta 13 yaşındaki Ahmet’in arkasında kalan pres makinesi, Ahmet’in canını kapmadan öylece zamanını kollayan katil sükunetiyle öylece duruyordu.
Geçen perşembe patronunun kanlar içinde Adana Devlet Hastanesi’ne getirdiği kafası iki yanından pres makinesine sıkışan Ahmet Yıldız’ın iki aydır makinenin başında mesai yaptığı ortaya çıkmıştı…

Çıtır çıtır zehir

Gıdada skandallar bitmek bilmiyor. Mısır şurubundan sonra şimdi de boraks skandalı patlak verdi. Temizlik maddesi olarak kullanılan 'zehirli' boraks; gofret, waffle ve dondurma külahına da bulaştı. Beyazlatıcı özelliği olan, temizlik işlerinde kullanılan boraks, gıda sektörüne gofret, waffle ve dondurma külahının hamurunun tepsiye yapışmasını engellemek için girdi. Ancak artık bazı üreticiler, çıtır özelliği vermesi için boraksı 'gizlice' bu ürünlerin hamurlarına da ekliyor. 

“Bilgisayar seksek oynayamaz”

Sunay Akın’ın, “Her akşamüstü oyuncakçı / camekanından / çocuk ellerinin / izlerini / siler” dediği şiirinin üzerinden çok da zaman geçmedi. Ama artık ne camekanlarından el izlerini temizleyen oyuncakçılar ne de sokaklarda çocuklar kaldı. Okuldan eve gelir gelmez ve hatta kimisi daha okul kıyafetlerini bile çıkarmadan koşardı sokaktaki oyunlara. Kendilerinden geçip yorgun düşünceye dek ve illa ki anneler yemeğe çağırdığında, “Ama anne hava daha kararmadı ki” karşılığı verene kadar devam ederdi sokağın tadı. İsmi koyulmamış ya da çocukça bir dürtüyle koyulmuş isimleriyle pek çok oyun onlar için bir ilham kaynağıydı adeta. Ama çok uzun süredir “Elim sende”, “Ayşe beni yakalayamaz ki…” diyen cıvıl cıvıl sesler duyulmaz oldu artık. Özellikle büyük kentlerin mahallelerindeki sokak aralarında top peşinde koşan, misket oynayan, ip atlayan çocuklara rastlanmıyor. Ne olduysa sokaklar oyunsuz, oyunlar çocuksuz kaldıktan sonra oldu.

Orada bir dil var uzakta: zarokname

Çocuklar için kürtçe hikayeleri içinde barındıran ve kürtçe bilmeyen çocuklar için de kürtçe alfabenin de öğrenilebileceği bir site olan zarokname yayında.
Alfabe, klasik hikayeler ve forum bölümlerinden meydana gelen siteyi Aynur Bozkurt hazırlıyor. 
Kürtçe 'zarok', çocuk anlamına geliyor. Hikayeleri metin halinde okumanın yanısıra dinleyebilir ya da izleyebilirsiniz.

sitenin adresi : zarokname.com


Soğuk İklimlerin Çocukları

Yalınayak yürümek çok zordur. Yerin soğukluğunu bütün vücudunda hissedersin. Biraz daha ısınabilmek için tüm gücünü eve varmaya adarsın. Üstelik bunu her gün tekrarlıyor olduğunu bile bile.
Yine böyle bir günün ardından eve vardım. Aynı yemekleri, aynı kurumuş ekmekleri ve sarısının tadını asla bilemediğim yumurtamı buldum. Öyle acıkmıştım ki hemen yemeğe koyuldum. Ben yemek yerken annem ve babam anlayamadığım şeyler konuşuyorlardı. Grev diyordu babam. Ne anlama geldiğini bir türlü anlamlandıramıyordum grevin. Her gün yarı ölü bir halde eve gelişlerinin, patronunu sevmeyişlerinin, bana ayakkabı alamamasının ve kuru ekmeklerimizin bir alakası olmalıydı bu sözcükle. Bugün babamın anneme sıraladığı cümleleri daha sonraki günlerde de sıkça duymaya başladım. Artık kafamda yavaş yavaş anlamını buluyordu.

Ekranın çocuk işçileri

Televizyon dizilerinde ve reklâm aralarında son zamanlarda çocuk oyuncularla ne kadar sık karşılaştığımızı fark ettiniz mi? Neredeyse her dizi ve reklâm filminde mutlaka en az bir çocuk oynuyor. Aileler akın akın çocuklarını, oyuncu arayan ajanslara yazdırıyorlar. Peki, çocuklar bu denli göz önünde olmaktan nasıl etkileniyor ve çalışma koşulları bu “çocuk işçiler” için ne kadar uygun?

Doğmamış çocuğa mektup


Pek bir istiyorlar doğmanı ve tükürükler saçarak savunuyorlar senin “yaşam hakkını”. Ama sanma ki doğduktan sonra da yaşamanı istiyorlar.
Merhaba. Henüz doğmadın ama seni sömürmeye şimdiden başladılar biliyor musun? Senin henüz oluşmamış ağzından mektuplar uydurup sen yazmışsın gibi televizyonlardan okuyorlar, salya sümük ağlayarak. Yalnız sakın ha sana üzüldüklerini sanma! O ağlayanlar ki zamanında öğretmenlerin parasına göz dikmişler, televizyon dağıtacağım diye on binlerin cebini boşaltmışlardır, sanma ki sana üzülsünler; onlar oturdukları yerden nice idama sevinç tezahüratları yapmış nice cinayete alkış tutmuşlardır.

Dedim ya, pek bir moda oldu, senin ağzından mektup yazıp salya sümük ağlayarak okumak. Pek bir istiyorlar doğmanı ve ağızlarından tükürükler saçarak savunuyorlar senin “yaşam hakkını”. Ama sanma ki doğduktan sonra da yaşamanı istiyor bunlar. Henüz doğmamış olan senin yaşam hakkını savunanlar, yarın öbür gün en ufak itirazında seni biber gazına boğacaklar ve öldüğünde “Eşkıya! Biri de ölmüş” diyecekler.
Belediye başkanları senin yaşam hakkını savunurken, onların korumaları tekme tokat saldıracak kadınlara ve saçlarından tutulup sürüklenecek ablaların, teyzelerin.

Çanakkale Savaşı’nın yazılmayan tarihi: “Yaz oğlum yaz, yiğit olan kaçtı!”


Çanakkale Savaşı’na ilişkin egemen anlatı, işgale karşı yürütülen bir kurtuluş savaşı öyküsüdür. Oysa gerçekte, Çanakkale Savaşı’nın Kurtuluş Savaşı ile bir alakası yoktur
1960’larda, Anadolu’da bir dağ köyü… Öğrencilerine “Dedelerinize seferberlik anılarını anlattırın ve bunları getirip sınıfta okuyun” diye ödev veren köy öğretmeni, belli ki düşüncesiz biriydi. Bu köylerden seferberliğe katılanlar dönememiş, resmi tarihe “şehit” diye geçmişti. Sarıkamış’ta, Yemen’de, Çanakkale’de “şehit” düşenlerin mezarı bellisiz olmuş, hastalığa tutulup gözlerinin feri sönük halde dönebilenler de birkaç hafta içinde canını teslim etmişti.
“Şehit”lerin ocakları sönmüş, soyları kurumuş, bağları dağ olmuş; köyde hayat asker kaçakları, bedelliler ve engelliler sayesinde devam edebilmişti. Öğretmenin ödev verdiği çocuklar, dedelerinin askerden kaçması sayesinde hayattaydı.

“Asgari Ücretli Çocuğunun Eğitimine Ayda 3 TL Ayırabiliyor”

DİSK-AR hazırladığı raporda 811 lira alan asgari ücretlilerin temel masraflarını hesap etti. Gıda için ayda ancak 9 lira 11 kuruş ayırabiliyor, çocuk başına eğitim için ayda 3 TL harcayabiliyor.








Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü’nün (DİSK-AR) yaptığı hesaplamaya göre, eşi çalışmayan ve iki çocuklu bir asgari ücretli 2013 yılının ilk altı ayı için elde ettiği geliriyle gıda için ayda ancak 9 lira 11 kuruş ayırabiliyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in geçtiğimiz günlerde asgari ücrete ilişkin “Niye geçinemeyeceksiniz? Eğer ona mahkûmsanız 800 lirada büyük paradır” sözü üzerine yapılan hazırlanan raporda, asgari ücretlinin 811 TL’ye nasıl geçinebileceğinden hareket edildi.

Çocuklar ve kıymetlileri

İtalyan fotoğrafçı Gabriele Galimberti, Toy Stories (Oyuncak Hikayeleri) adlı bir proje çerçevesinde 18 ay boyunca dünyanın her yerinden çocukları en değer verdiği eşyalarıyla birlikte fotoğrafladı.
Bir noktada dünyanın her yerinde çocukların benzer şeyleri, benzer nedenlerle arzuladıklarını ve sevdiklerini söyleyen Galimbarti küçük ayrıntıları da gözden kaçırmamış tabii. Zengin ülkelerde çocuklar daha çok nesneyle objektif karşısına geçmişler, dahası kıymet verdikleri oyuncaklar hakkındaki sahiplenici tavırları nedeniyle, Gabriele’in onlarla oyun oynamasına izin vermeleri biraz zaman almış. Yoksul ülkelerdeki çocuklar ise daha kolay iletişim kuruyor ve daha paylaşımcı görünüyorlarmış, hem de daha az oyuncakları olmasına rağmen.


Dikkat! Çocuklarımız Hıristiyan olabilir!

"Çözüm süreci" adlı yarı mistik, "Kurtlar Vadisi" atmosferinde cereyan eden muammanın arasında ikide bir şu haberleri görüyorum son günlerde: "Zalım Hollandalılar çocuklarımızı çaldı!", "Allahsız Avrupalılar çocuklarımızı Hıristiyan yapıyormuş da, haberimiz yokmuş!", "Avrupa'da anne-babalarından koparılan Türk çocuklarını kurtaracağız" gibi gibi... Bir çocuk kurtarma hezeyanıdır gidiyor ana haber bültenlerinde. Ama bildiğim kadarıyla hiçbir ana haber bülteninde Ahmet Yıldız'ın ismini göremedik. Geçen hafta 13 yaşındaydı. Sonra çalıştığı fabrikada pres makinasına sıkıştı. Şimdi ölü. Herhalde Hıristiyanlıştırılma tehlikesine maruz kalmadığı için kurtarılmadı.

En az üç çocuk istiyorum anne işsiz, çocuk işçi olsun

Her 100 yeni işsizden 91'i kadın. İşsizlik oranı yüksekokul mezunu kadınlarda yüzde 15.9 ile erkeklerin iki katı. Kayıtdışı çalışan kadın sayısı yükselirken erkek sayısı düşüyor. İstihdamın yüzde 30'unu oluşturan kadınlar 'umutsuzluk'ta erkekleri geçiyor.

İki haftada iki çocuk iş cinayetinde öldü: 13 yaşındaki Ahmet Yıldız ve yasak olduğu halde inşaatta çalıştırılan 16 yaşındaki Serkan Altunay. Bir yılda 34 çocuk işçi öldü. Çalışan çocuk oranı yüzde 49'a çıktı. 4+4+4 çocuk işçiliğini yaygınlaştıracak.

Gazze'nin Çocuklarının Bir Adı Var

Gecenin yarısında çocuğumu kontrol etmek için uyandım. Nefes alıyordu. Odadan çıktım. Yarım saat sonra, iyi olup olmadığını kontrol etmek için döndüm. Gece boyunca uyumak yerine defalarca bunu yaptım. Çünkü Gazze’den gelen haberleri izliyordum. Gazze’deki bombalamanın 7. günü 10 çocuk öldü, 140 çocuk yaralandı. Onlara “çocuk” demeyi reddediyorum. Onlar, batı medyası tarafından ortak bir isim içinde sıkıştırıldıkları gibi “çocuk” değiller: Onların isimleri var, onların oyuncakları vardı. Bir zamanlar aileleri onları uyurken kontrol ettiklerinde onlar da ağlıyorlardı.

Zeka değil demokrasi özrü!


“Kürtçe pis ve kötü bir dildir. Kürtçe konuştum diye bana ‘deli’ deyip buraya gönderdiler.”
Teyzem okuldan haber geldiğini ve Rûken’in öğretmeninin kendisini çağırdığını söylediğinde Rûken okula başlayalı henüz yirmi gün olmuştu.
Kendisi Türkçe bilmediği için okula benim gitmemi istedi.
Zaten okula başladığından beri Rûken’in garip davrandığını, içine kapandığını ve tek kelime bile konuşmadığını, defalarca sormasına ve ısrarcı olmasına rağmen sorununu söylemediğini, son bir haftadır da ağzını bıçak açmadığını, tek kelime bile etmediğini söyledi.


Okula gittiğimde oldukça genç bir bayan öğretmenle karşılaştım. Muhtemelen mesleğinin ilk yıllarında. Kürdistan’da bu ilçeye verilmiş, oldukça düzgün Türkçe konuşan, sevimli bir bayandı.
Rûken’in kuzenim olduğunu teyzem rahatsız olduğu için onun yerine geldiğimi söyledim…

AKP, 13 yaşındaki Ahmet’in hesabını ver!


AKP hükümeti, yasal düzenlemelerle, yasa değişiklikleriyle yarattığı emek cehenneminin çarklarına çocukları da yolluyor. Biz bunları maalesef üçüncü sayfalardan öğreniyoruz
“13 yaşındaki Ahmet’in feci ölümü” diye yazdı gazeteler. Kimi gazeteler de “okul harçlığını çıkarmaya çalışırken öldü” diye de verildi.

Çocuk gelinler ölümle burun buruna

10 yaşında evlendirilen bir kız çocuğu  bir süre sonra hamile kalınca Zeytinburnu Semiha Şakir Kadın Doğum Hastanesi'ne başvurdu. Hastane savcılığa bilgi verdi. Yapılan soruşturmada 24 yaşındaki M.Ç ile 10 yaşındaki F.B.’nin aileler arasında bir düğün salonunda yapılan düğünle evlendirildiği ortaya çıktı. Savcılık, çocukların aileleri ve evlendikleri kişiler hakkında soruşturma başlattı. 

İstanbul'da 10 yaşında evlendirilen bir kız çocuğu bir süre sonra hamile kalınca Zeytinburnu Semiha Şakir Kadın Doğum Hastanesi'ne başvurdu.


Türkiye’nin AKP eliyle adım adım gerici, insanı alınıp satılan bir meta haline getirme operasyonlarına tanık oluyoruz. Afyon’da tüm kentte valilik genelgesiyle içki satışının yasaklanmasından sonra , ‘ahlaki’ gerekçeler ileri sürülerek otobüste haremlik-selamlık uygulamasına başlanırken insanlık suçu denilebilecek bir haber İstanbul’dan geldi. 

Uzak Dur, Onlar Kadın Değil

Tara’yı kadrajına kıstıran erkek fotoğrafçı; Melike’ye başörtüsü giydiren ebeveyn. İlki kız çocuğunun bedenini cazibe nesnesi haline getirip satıyor, diğeri cinsel tehdit olarak algıladığı çocuğun bedenini kapatıyor.


Başını önüne koyduğum fotoğraflardan kaldırıp aniden olduğum yere doğru çevirdi; yüzüme keskin bir bakış fırlattı. Söyleyeceği şeyi pek kimseye duyurmak istemediğini o an anladım: “Biz psikiyatrlar da öyle yorumluyoruz, biliyorsun değil mi?” dedi tedirgin bir gülümsemeyle. Bilmiyordum, ama sezebilmek çok güç değildi. Bu ancak pedofiliyle açıklanabilirdi.

AKP'nin ve zenginlerin iktidarı 13 yaşındaki Ahmet'i fabrikada öldürdü!


Ahmet henüz 13 yaşındaydı. Yaşıtları henüz oyun oynamaya devam ederken, Ahmet okul harçlığını çıkarmak için fabrikada çalışan bir emekçi çocuğuydu. AKP'nin ve zenginlerin iktidarı, 13 yaşındaki Ahmet’i okul harçlığını çıkartmak için çalıştığı fabrikada pres makinesine sıkıştırarak öldürdü.



Bir yanda zenginler kârlarına kâr katmaya devam ederken emekçilerin payına yine ölmek düşüyor. 13 yaşındaki ilkokul öğrencisi Ahmet Yıldız, okul harçlığını çıkarmak için çalıştığı fabrikada korkunç şekilde yaşamını yitirdi.

Cinsel İstismardan Hayatta Kalan Bir Blogger’la Röportaj

Söyleşi yapmak istediğim blog yazarı ile bir kitabevinin kafesinde buluştuk. Çocuk kitapları bölümünde ne kadar çok kitap varmış! Etrafımız rengarenk çocuk kitapları kapakları ile dolu. Denizde, ormanda, gökyüzünde, yollarda, kahvaltı masasında, uykuda ve daha bir çok yerde çocuklar. Ama, elbette çocuklara anlatılan hikayelerde insan eliyle yapılan kötülükler yer almıyor. Çocukken maruz kalınan istismara dair anlatılar çocukların ulaşamayacakları yerlerde konuşulmalı. Yine de birazdan gerçekleşecek cinsel istismar konulu sohbet için başka bir yer seçmemize gerek yok. Etrafımızda kitaplar var, çocuklar değil. Kalıyoruz, ve sohbete başlıyoruz.

Emniyet raporu: bu çocuk 'esmer vatandaşlar'dan


Mersin'de polis aracı taşlamak iddiasıyla yargılanan 13 yaşındaki çocukla ilgili olarak mahkeme polisten 'mali ve sosyal durum raporu' istedi. Emniyet'ten gelen yanıtta çocuğun etnik kökeni de dışlayıcı ifadelerle yer aldı.

Mersin Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi , önüne gelen bir davada, suça sürüklenen çocuğun “mali ve sosyal durumunun” araştırılmasını talep etti. Mersin Emniyet Müdürlüğü’nün bu talep üzerine hazırlayıp mahkemeye sunduğu rapordaki ayrımcı ifadeler ise tepki çekti. Emniyet raporunda, suça sürüklenen çocuğun “mali ve soysal durumu” anlatıldıktan sonra, “Esmer vatandaşlardan olduğu anlaşılmıştır” ibaresi yer aldı. Sanık çocuğun avukatı Onur Kale, raporun, ‘ötekileştirici’ ve ‘dışlayıcı’ bir düşüncenin tezahürü olduğunu belirtti. 

Televizyonlar katil oldu: Ev içi kazalar

Çocuk ölümlerinin beşte biri ev içi kazalar nedeniyle meydana geliyor. Neredeyse hergün haberlerde arabada kilitli bırakılan, evde soba zehirlenmesinden, yangından, televizyon düşmesinden kaynaklı kazalar sonucu ölen çocukların haberleri okuyoruz. Son olarak Karaman'da üzerine televizyon düşen bir çocuk hastaneye kaldırıldı ve hayati tehlikesi sürüyor. 

1 Ayda üç çocuk televizyon düşmesi sonucu yaşamını yitirdi:

8 Mart'ta, Şanlıurfa'da oyun oynarken üzerlerine televizyon devrilen 3 yaşındaki Mehmet Turgut öldü, ağabeyi 5 yaşındaki Yılmaz ise yaralandı.
5 Mart'ta Kırıkkale'de oyun oynadığı sırada kablosunu üzerine çektiği televizyonun kafasının üzerine devrilen 3 yaşındaki çocuk, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
14 Şubat'ta Kayseri'de evlerinde oynarken üzerine televizyon düşen 6 yaşındaki Mert Taşdemir, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. 

Yaramaz, tutkulu ve vefalı çocuk Chavez

28 Temmuz 1954′te, Hugo de los Reyes ve Elena Fries de Chavez’in ikinci oğlu olarak, yoksul bir ailede, Venezuela’nın And Dağlarıyla çevrili Andean Bölgesi’ndeki Sabaneta kasabasında dünyaya geldi. Babası altıncı sınıfa kadar okumuştu. Eğitimini daha sonra tamamlayarak ilkokul öğretmeni oldu.
Chavez bir yanı Afrika’ya diğer yanı ise İspanya’ya dayanan geniş bir aliden geliyordu. Büyükbabası Pedro Perez Delgado, Maisanta lakabıyla tanınan ünlü bir isyancıydı. 1922 yılında yakalanana kadar silahlı bir eylemci olarak Venezuela’nın kaderini değiştiren pek çok olaya karışmıştı.
Chavez ailesinin yaşadığı ve La Marquesena adıyla bilinen topraklara ise, büyükbabanın ölümünden sonra devlet tarafından el konulmuştu. Yaklaşık 80 yıl sonra, Chavez aynı toprakları, devlet başkanı olarak bir kez daha kamulaştıracaktı.

Öğrencilerin üstüne su deposu devrildi


Muğla’nın Bodrum ilçesi Yalıkavak beldesindeki Neşe Doğan İlköğretim Okulu’nda, öğrencilerin üzerine su deposu devrildi.
Muğla’nın Bodrum ilçesi Yalıkavak beldesindeki Neşe Doğan İlköğretim Okulu’nda, şiddetli rüzgar nedeniyle öğrencilerin üzerine su deposu devrildi. Su deposunun altında kalan 10 yaşındaki 4\A sınıfı öğrencilerinden Pınar Sagıt ve Nazlı Altun ağır yaralandı.

Okula gitmeyen Roman çocuklarına müzikli çözüm

Edirne'de okula gitmeyen ve devamsızlık yapan Roman çocuklarına yönelik "müzik atölyesi" kuruldu. Haftanın 4 günü okul müfredatı yanında klarnet, saz ve darbuka eğitimi alan öğrenciler okula daha sık gitmeye başlayınca proje genişletildi.
Kıyık semtinde çoğunluğu Roman çocuklarının eğitim gördüğü Fevzipaşa İlköğretim Okulunda devamsızlık yapan öğrencileri okula adapte edebilmek için Edirne Roman Eğitim Gönüllüleri Derneği desteğiyle müzik atölyesi kuruldu. 

Roman çocuklarının eğitim gördüğü okullarda okula adaptasyon ve devamsızlık sorunu yaşadığını ifade eden Milli Eğitim Müdürü Hüseyin Özcan, "Ders bazen sıkıcı olabiliyor, müfredatlar son dönemde hayata hazırlama anlamında, çocukların ilgisini çekebilecek düzeyde düzenlendi. Kardeşlerimiz yapı itibariyle rahatlığı seviyor, sıkıya gelemiyor. Müzikle ilgili yetenekleri var, çocuklarımızın bu yeteneklerini kurs faaliyetlerine dönüştürdüğümüzde okula daha isteyerek geliyorlar. Belli bir saat kurs veriyoruz, sonrada derste vermek istediğimiz formasyonu performansı kazandırıyoruz. Ciddi bir katkısı var, kendilerine sorduğumuz zaman daha istekli geldiklerini söylüyorlar" dedi.
Konuşmaların ardından Milli Eğitim Müdürü Hüseyin Özcan, Ocak, Edirne Roman Eğitim Gönüllüleri Derneği Başkanı Turan Şallı ve Edirne Gençlik Hizmetleri Spor İl Müdürü Serhat Ocak tarafından kırmızı kurdale kesilerek "Müzik Atölyesi'nin açılışı yapıldı. 22 Öğrencinin yaklaşık 2 aydır müzik aletleri eğitimi aldığı atölyede Roman çocukları mini bir konser verdi. Okula şimdi daha istekli geldiklerini ifade eden çocuklar, "Önceden okula pek gelmek istemezdik. Şimdi müzik öğreniyoruz bu yüzden daha istekli geliyoruz" dedi.
Edirne Roman Eğitim Gönüllüleri Derneği Başkanı Turan Şallı ise çocuklarımızın iyi bir müzik eğitimi almasının, onlara iyi bir meslek olarak döneceğini ifade ederek, ?Meslek olarak müzisyenliği seçerlerse kendilerine iyi bir gelecek yaratabilirler" şeklinde konuştu.
DERSTEN SONRA MÜZİK
Fevzipaşa İlköğretim Okulu'nda eğitim alan yaşları 10 ile 14 arasında değişen 22 öğrenci haftada 4 gün derslerin ardından atölyede müzik öğretmeni eşliğinde davul, darbuka, bağlama, klarnet ve keman dersleriyle nota bilgisi alıyor.
Odatv.com

Ders kitaplarında toplumsal cinsiyet

İstanbul Bilgi Üniversitesi ve SEÇBİR Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları Birimi tarafından yapılan çalışma okul kitaplarındaki toplumsal cinsiyet rollerinin güncellenerek yeniden üretildiğini görmemiz açısından yararlı bir çalışma. Ekibin araştırmaları hakkındaki yazısı:

Kasım 2011 itibariyle bir grup sosyoloji öğrencisi ve SEÇBİR uzmanları tarafından başlatılan “Ders Kitapları İnceleme Projesi”  düzenli toplantılar ve atölye çalışmalarıyla 2011-2012 eğitim-öğretim yılında okutulan 1. sınıftan 8. sınıfa kadar Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler ders ve çalışma kitaplarını ve 8. sınıf Vatandaşlık ve Demokrasi Eğitimi kitabını niteliksel tarama ölçütlerini kullanarak incelemeyi,  inceleme sonuçlarını rapor ve sunumlar yoluyla kamuoyuyla paylaşmayı amaçlamaktadır.  Proje sadece MEB basımı kitapları değil, özel yayınevlerinin bastığı ve MEB tarafından bu yıl Türkiye’nin farklı yerlerinde okutulmak üzere dağıtılmış kitapların da analizini içermektedir.

“Katil İlaç Şirketi Pfizer”


Nijerya’da kobay olarak kullanıp katlettiği çocuklar üzerinden kazandığı paralarla “Gençlere Sağlık” projeleri sunan ikiyüzlü: Pfizer
Her büyük şirket gibi Pfizer da sorumluluklarının farkında. Çünkü büyük kârlar elde edebilmenin yolu, bazı sivil toplum kuruluşlarını fonlayarak hayırseverlik reklamları vermekten geçer.
Pfizer, dünyanın en geniş iliş¬ki ağına sahip ilaç şirketi. Viagra, Celebrex, Norvasc, Lipitor gibi çok bilinen ilaçları piyasaya süren şirket, neden olduğu katliamlarla da hiç gündemden uzak kalmadı. Gizlice kobay olarak kullanıp katlettiği çocuklar üzerinden kazandığı paraların bir kısmı ile Gençlere Sağlık projeleri yürüterek şirket imajını da koruyor.
Pfizer’ın başarısının sırrı sadece sivil toplum kuruluşlarını (STK) fonlamakla kalmıyor, rüşvet ve lobicilik çalışmaları ile de devlet kurumlarıyla uzlaşarak skandallarını örtbas ediyor.