Site içi arama

Van’da Deprem Sürüyor! Barınma Sorunu, Açlık Grevi ve İlgisizlik 500 Çocuğun Yaşamını Tehdit Ediyor


23 Ekim ve 9 Kasım 2011 tarihinde yaşanan Van-Erciş depremlerinin üzerinden neredeyse 2 yıl geçti. Depremler sonrasında Van ve Erciş'te depremzedelerin geçici barınmaları için 34 konteyner kent kurulmuş TOKİ tarafından yapılan kalıcı konutların tamamlanmasının ardından depremzedelerin büyük bölümü bu evlere geçmişti.  Ancak başka barınma olanağı sağlanmadığı için yaklaşık 250 aile konteynerlerde kalmaya devam ediyor.

Aileleri konteynerleri boşaltılmaya zorlamak için 44 gün önce elektriklerinin kesilmesinin ardından depremzedeler; zor yaşam koşullarının iyileştirilmesi, yeni bir barınma ve iş olanağının sağlanması talebiyle açlık grevine başladılar. Açlık grevinin genel koşulları, elektrik kesintisi ve diğer zor koşullar nedeniyle başta çocuklar olmak üzere tüm konteynerlerde yaşayanların hakları ihlal edilmekte ve devlet yetkilileri bu durumu görmezden gelmekte, üzerlerine düşen sorumluluktan kaçmaktadır.
Her zaman olduğu gibi yine ne yazık ki tüm bu yaşanılanlardan çocuklar öncelikle ve daha fazla zarar görüyor. Depremin etkisinin giderilmesi için yürütülen psikososyal destek çalışmalarının[1] sistemsiz ve yetersiz kaldığı Van’da yaklaşık 500 çocuk pek çok hak ihlali ile karşı karşıya. Van’da Anadolu, Tahirpaşa ve Kayaçelebi konteyner kentlerinde yaptığımız görüşmeler ve gözlemlerimiz sonucunda elde ettiğimiz bazı tespitler şöyle:

GENEL DURUM                           
●      23 Ekim ve 9 Kasım 2011 tarihinde yaşanan Van- Erciş Depremi sonrasında; Van’da kurulan konteyner kentlerden son 3’ü olan Anadolu, Tahirpaşa ve Kayaçelebi Konteyner Kentlerinde toplamda 250 aile barınmaya devam etmektedir.  Bu konteyner kentlerde kalanların tamamı maddi durumu kötü olan ve depremden önce de kötü ve zor koşullarda yaşayıp, kirada kalan insanlardır.
 ●      Van Valiliği bu konteyner kentlerini kaldırmak istemektedir.  Valilik depremzedelere  6 aylık geçici kira yardımı önermiş ancak depremzedeler bir süre sonra bugünkü durumdan daha da kötü durumda olacaklarını düşündükleri için bunu kabul etmemişlerdir. Bunun ardından herhangi bir planlama ve çözüm öngörülmeden Van Valiliği ve AFAD tarafından 44 gün önce konteyner kentlerin elektrikleri kesilmiştir.
●      Bunun üzerine Anadolu konteyner kentinde yaşayanlar 26 Ağustos tarihinde; zor yaşam koşullarının iyileştirilmesi, yeni bir barınma ve iş olanağının sağlanması talebiyle açlık grevine başlamışlardır.  Açlık grevi 11 Eylül’de ölüm orucuna dönüştürülmüştür. Şu anda dönüşümlü olarak her gün 15-20 kişi açlık grevine devam etmektedir. Açlık grevine 18 yaş altında çocuklar da katılmak istemiş, ancak yetişkinler çocukları ikna ederek bunu engellemişlerdir.
●      Depremzedeler, konteynerlerin boşaltılması için resmi bir tebligat yapılmadığını belirtmektedir.
●      Konteyner kentlerde yaşayanlar; deprem öncesinde gecekondularda yaşadıklarını, deprem sonrası oluşan olumsuz koşullar nedeniyle işsizliğin arttığını, kiraların çok yükseldiğini ve bunu karşılama olanaklarının olmadığını depremle birlikte yaşam koşullarının daha da zorlaştığını belirtmektedirler.
 ●      TOKİ konutlarını alabilecek ve taksitlerini ödeyebilecek maddi olanakları olmadığını  belirten depremzedeler; yaşadıkları sorunlar sebebi ile aile içi geçimsizlik dahil pek psikolojik sorunlar karşı karşıya olduklarını belirtmektedir.
●      Yaşadıkları sıkıntıyı Van Valiliğine, siyasi partilere ve sivil toplum örgütlerine anlatmaya çalışan depremzedeler ne yazık ki hiçbir şekilde geri dönüş alamadıklarını söylemektedirler. Bugüne kadar onların durumunu öğrenmek için konteyner kente yetkililer tarafından herhangi bir ziyaretin yapılmadığını belirtmektedir.
●      Konteyner kentlerde oluşturulan camii, oyun parkı gibi sosyal yaşam alanları kaldırılmıştır.
●      Elektrik kesintisi sebebiyle yemekler dışarıda taşlarla kurulan ocaklarda yapılmaktadır. Bu durum hijyen açısından sıkıntı yaratırken aynı zamanda yangın riskini de oraya çıkarmaktadır.
●      Tuvalet ve banyo ihtiyacı; elektriklerin kesilmesiyle birlikte çok daha zor ve sağlıksız koşullarda karşılanmaktadır. Çocuklar yapılan görüşmelerde çok uzun süre banyo yapmadıklarını belirtmişlerdir. 

ÇOCUKLARIN DURUMU
●      Verilen bilgiye göre Anadolu konteyner kentte hijyen koşulları nedeniyle 5 çocuk enfeksiyon sebebiyle ciddi tedavi görmek durumunda kalmıştır. Hijyen sebebiyle bulaşıcı hastalık riski devam etmektedir.
●      Çocuklarla yapılan görüşmelerde elektrik kesintisinden dolayı çocukların 12 günden beri banyo yapamadıklarını belirtilmişlerdir.
●      Havaların soğumaya başlaması ile çocuklarda yaygın bir şekilde soğuk algınlığı ve solunum yolu enfeksiyonları görülmeye başlanmıştır.
●      Bazı konteynerlerde fare görüldüğü ve bunun çocuklarda korkuya neden olduğu gözlenmiştir.
●      Yaşanan bu zor koşullar ve geçim sıkıntısı; aile içinde şiddete yol açmaktadır. Bu durum depremin yarattığı etkilerden kurtulamayan çocuklar ve diğer bireyler açısından başka travmalara sebep olmaktadır.
 ●      Çocuklar yaşanan tüm bu durumlardan olumsuz olarak etkilenmektedirler. Açlık grevi sebebiyle sağlık sorunlarının oluşması,  ambulansların yaşam alanlarına sık sık gelişi, bu kişilerin hastaneye götürülmeleri çocuklarda psikolojik olarak olumsuz yaşantılar oluştururken; depremin ardından bir kere daha travmatik yaşantıya sebep olmaktadır.
 ●      Yüz yüze yapılan görüşmelerde çocuklar; depremin etkilerini henüz atlatamadıklarını, korku yaşadıklarını, bazen geceleri deprem olduğu korkusuyla uyanıp ağladıklarını belirtmişlerdir. Çocuklara yönelik herhangi bir psikososyal destek hizmeti verilmemektedir.
●      Okulların başlamış olmasına karşın çocukların hiçbiri okula devam edememektedir. Bunun sebebinin yerel basında yer alan “depremzedeler ortak karar alarak çocuklarını okula göndermeyecekler” bilgisinin aksine çevredeki okulların kaldıkları konteyner kenti kalıcı ikametgah olarak görmemesi ve bundan dolayı kayıt yapmaması olduğu belirtilmektedir.
●      Çocuklar görüşmeler sırasında okula gitmek istediklerini ama zaten elektriklerin kesik olduğu için ders çalışmayacaklarını belirtmişler ve özellikle “mum ışığında mı çalışacağız?” diye sormuşlardır.
●      Elektrik kesintisinden dolayı akşam su içmeye kalkan bir çocuğun önünü görememesinden dolayı düştüğü ve kolunu kırdığı, başka bir çocuğun kafasını dolaba çarparak yaraladığı çocuklar tarafından ifade edilmektedir.
●      Çocukların depremden önce kaldıkları adrese yakın okullara kayıt yapmaları istenmekte ancak ekonomik durumları zaten kötü ailelerin şu anda kalmakta oldukları yere çok uzakta olan bu okullara çocukları gönderememektedirler (servis parası vs.) Çocuklar okula gitmek istediklerini ancak okula kayıtlarının yapılmadığını belirtmişlerdir.
●      Tüm yaşanılanlar çocuklarda sosyal devlete ve yetişkinlere ilişkin güvensizlik yaratmaktadır. Bu durum onların adalet duygularını zedelemektedir.

ÇOCUKLARIN SESLERİ
Yapılan yüz yüze görüşmelerde ortaya çıkan vahim duruma ilişkin çocukların bazı görüşleri ve ifadeleri şöyle:
"Bir konteynırda 4 kişi kalıyoruz. Babam ikinci evliliğini yaptı, bize bakmıyor, bizim yanımızda değil. Biz 2 senedir burada kalıyoruz. Ailelerimiz dışarıda taş ocak kurarak bize yemek yapıyorlar. Biz bundan rahatsız oluyoruz. Çünkü böyle yemek yapıldığında çocuklar hasta oluyor. Elektrik kesildiğinden beri 5 çocuk hastaneye kaldırıldı. Hepsi enfeksiyon kaptığı için hastanelik oldu. Biri komşumuzdu 9 gün hastanede kaldı. Okula gitmiyoruz. Gitsek bile mum ışığında nasıl ders çalışacağız diye düşünüyoruz. Hem önümüz kış. Mont üst üste giydiğimizde elimiz kalem tutmaz. Ders çalışmak için bana sıcak bir yuva lazım. Bana değil, bu konteynır kentte kalan bütün çocuklara, ailelere gerekiyor. Biz çocuklarla toplanıp konuştuğumuzda, hayal kuruyoruz. Zaten bu dünya hayali bir dünya. Evimiz olduğunda oraya gittiğimizde ne yapacağımızı hayal ediyoruz. Ama onlar böyle yaparsa, yetkililer duyarsızlığa böyle devam ederse hiçbir şey elde edemeyeceğiz. O yüzden yetkililerin duyarlı olmasını istiyorum”. M.T (12 yaş)
“Anne babalarımız hepsi grevde olduğu için her gün ambulanslar gelip onları hastaneye götürüyor. Geç saatlere kadar gelmiyorlar biz de üzülüyoruz, perişan durumdayız. Yetkililerin duyarlı olmasını istiyoruz. Okula gitmiyoruz. Çünkü ailelerimiz okul masraflarımızı karşılayamıyor. Biz sadece başımızı sokabileceğimiz sıcak, aydınlık bir yuva istiyoruz. Ben okulu seviyorum. Okula da gitmek istiyorum. Ama biz nasıl mum ışında ders çalışacağız? Biz kışın bu durumda ders çalışamayız, burada kalamayız. O yüzden yetkililerin bize ev vermelerini istiyoruz”. M.T (12 yaş)
“Ben akşam korkular içinde yatıyorum. Akşam kalkıp bağırıyorum. Deprem olacak diye içimde bir korku oluyor. O yüzden psikolojim iyi değil”. Z.T (8 yaş)
“Akşam uykudan kalkıyorum, korkuyorum. Abim elektrik olmadığı için kolunu kırdı. Akşam su içmek için kalktı, karanlık olduğu için önünü göremeyip kolunu kırdı. Bir arkadaşım kafasını sehpaya vurdu, kafası şişti. Ev istiyoruz. Evimiz yok” Z.T (8 yaş)
 “Evimiz olmadığı için elektriklerimiz yok. Burada perişan olduk. Anne ve babalarımız burada bizim için bir yuva istiyorlar o yüzden açlık grevine girdiler. Bir haftadır benim ve arkadaşlarımın saçlarına su değmedi. Bidonları güneşe bırakıp, su ısıtmaya çalışıyoruz. Yemeği dışarda kurulan taş ocaklarda yapıyoruz. Bir ev vermelerini çok istiyoruz. Her çocuk gibi biz de okumak istiyoruz. Parkımız vardı ama 2 aydır kaldırdılar. Lütfen bize acısınlar biz bir yuva istiyoruz” . B.Ç (11 yaş)
 “Okula gittim, beni kaydetmelerini istedim. Almadılar beni. Biz de her çocuk gibi okumak istiyoruz. 5 kardeşiz. Günlerimiz çok kötü geçiyor. Okula gitsek ve öğretmen ödev verse nasıl çalışacağız? Sadece bir ev istiyoruz. Tayyip Erdoğan telefonda bir kıza acıdı. Umarım bize de acır. Bize bir ev verir.” S. (9 yaş)
“Burada bağırıyorlar. Annem bayıldı. Bu kadın (oradaki bir kadını işaret ediyor) kötüleştiğinde ambulans gelip almadı. Biz okul isteriz, ev isteriz. Okula gitmeyi çok seviyorum ben. Bu kötülüktür. Bu açlık grevidir. Herkes bayılıyor burada. Biz okula gittik. Dedik hocam bizi alabilir misiniz okula? Dedi hayır almıyoruz”. E. (7 yaş)
 “Akşamları çok soğuk oluyor, üşüyoruz. Ben üşüdüm, üşüdüm hasta oldum. Annem beni hastaneye götüremiyor. Annemiz, babamız üç gündür burada yatıyorlar. Biz korku içindeyiz. Karda kışta ne yapacaz biz buralarda. Bu farelerle idare edemeyiz. Bizim evimizde bir fare çıktı az daha bizi ısıracaktı. Buradaki insanlar da günahtır. Biz sadece ev istiyoruz. Mum alamıyoruz, karanlıkta kalıyoruz”.  E. (7 yaş)
 “Başka çocuklar ‘bizim evimiz var ama siz konteynırda kalıyorsunuz’ diyor. Bu çok zorumuza gidiyor. Geçenlerde bir kadın bayıldı sonra kocası da bayıldı” F. (9 yaş)

Depremin ardından koordinasyondan uzak, dağınık, işlevsiz, mağduriyeti arttıran çalışmalar ve göstermelik önlemlerin ile uygulamaların sonucu olan bu yaşanılanlar; kentin ortasından bir grup insanı yüzyıl geri koşullara sürüklemiştir.
 Devlet; yaşam hakkı, sağlık hakkı, eğitim hakkı başta olmak üzere pek çok insan hakkı ihlalinin yaşandığı bu durumun ciddiyetinin farkın varmalı, daha fazla gecikmeden çocuğun yüksek yararı temelinden çocuklara yönelik acil koruyucu önlemler geliştirilmeli ve konteyner kentlerde yaşayanların taleplerini karşılamalıdır.

Gündem Çocuk 

Altın Portakal'da Çocuk Gelinlere Hayır!


Antalya Altın Portakal Film Festivali 50. Yılında ülkemizin acıtan yarası “Çocuk Gelinler” sorununa duyarlılık göstererek, ilk defa önemli bir ‘Sosyal Sorumluluk’ üstleniyor.
Türk Sineması’nın Oscar’ları olarak anılan Altın Portakal Film Festivali bu yıl Türk Sineması adına“Çocuk Gelinlere Hayır” diye haykırıyor.
Yapımcılığını Sami Dündar’ın, yönetmenliği Erhan Kozan’ın yaptığı “Halam Geldi” isimli filme özel bir gala gerçekleştirecek olan Festival, üstlendiği Sosyal Sorumluluk mesajlarını sinema filmi aracılığı ile duyuruyor.
Gazeteci Evrim Kanpolat’ın bizzat şahit olduğu gerçek bir olaydan yola çıkarak yazdığı (IV Antrakt Uzun Metrajlı Film Senaryosu Yarışması’nda Birincilik ödülü)filmin senaryosu, Türkiye’nin en büyük problemlerinden biri olan çocuk yaşta gelin olan kızların acı dramını ve akraba evliliklerini ele alıyor.
KKTC Lefkoşa’da bir sınır köyü olan Akıncılar köyünde çekilen filme Türk Silahlı Kuvvetleri, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Derviş Eroğlu ve Akıncılar Köyü Kadın Muhtarı Sutan Barbaros başta olmak üzere çok sayıda kurum ve kişi destek verdi.

Halam Geldi Filmi Oyuncuları:
Çocuk Oyuncular: Miray Akay (Myroslava Kostyeva), Melisa Celayir, Tunç Oral, Görkem Eşgünoğlu(Down Sendromlu), Melis Kara, Alfie (Köpek)
Türk Oyuncular: Burçin Terzioğlu, Tugay Mercan, Onuryay Evrentan, Necip Memili, Dilek Çelebi, Ümit Çırak,Turgay Tanülkü, Şefika Ümit Tolun, Berke Hürcan, Gürsu Gür, Nesrin Üskanat, Funda Pelin Kurt, Erkan Kabakçıoğlu, Cemal Gönen, Mert Soyyer, Metin Soyyer, Ömer Babacan (Bedensel Engelli), Orhan Osman (Buzuki Orhan), Metin Soltay.
K.K.T.C. Oyuncular: Osman Alkaş, Barış Refikoğlu, Erol Refikoğlu, Mehmet Samer, Derman Atik, Mehmet Soyluoğlu, Tuygun Töre, Akıncılar Köyü Sakinleri ve SOS Köyü Çocukları (KKTC Kimsesiz Çocuklar Kurumu)
Yunan Oyuncu: Manolis Sormainis

Filmin Özeti:
Film, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Rum köyü Limya (Lympia) sınırında Ezan seslerine Kilise çanının, Türk müziğine Yunan ezgilerinin eşlik ettiği, Diyarbakırlı Türklerle Kıbrıslı Türklerin bir arada yaşadığı  sınır köyü AKINCILAR’da geçiyor.
Köyde üç çocuk, üçü de Diyarbakırlı, üçü de 13 yaşında, üçü de kaderine tutsak yol arkadaşları... Çözüldükçe karışan bir törenin, ÇOCUK GELİNLERİN hikayesi bu...

Yapımcının notu:
Halam Geldi Filmi; ülkenin kanayan yarası ‘çocuk gelinlerin onulmaz dramını’ çocukların gözünden anlatarak, sosyal sorumluluğunu yerine getirmeyi hedeflemektedir.

Uçan Süpürge Haber Merkezi

DUVAR



Çocukların rengarenk resimlerini kirli nefsinizle siyaha boyadınız!

Senaryo / Yönetmen : Burcu Özkan

6 Yaşındaki Kız Cinsiyet Kimliği Yasası’ndan Yararlandı


Arjantin’de altı yaşındaki bir kız, ülkedeki Cinsiyet Kimliği Yasası’ndan yararlanan en genç kişi oldu. Lulu adlı kız, geçen yıl yürürlüğe giren yasa sayesinde resmî belgelerdeki cinsiyet bilgisini değiştirdi.

“Kızımı kabul edip onun yanında oldum”
Lulu’nun ailesi, bu değişikliği geçen Aralık ayında gerçekleştirmek istese de Lulu’nun yaşı gerekçesiyle talepleri reddedildi. Karar, Lulu’nun annesinin yazdığı bir mektupla bozuldu.
Lulu’nun konuşmaya başladıktan beri kendisini kız olarak tanımladığını ifade eden anne Gabriela, “oğlumun, doğurduğum oğlan değil de bir kız olduğunu kabul ederek onun kimliğini kabul edip yanında oldum,” yazdı.
Aileye destek veren Arjantin Eşcinsel Topluluğu (HCA) Başkanı Cesar Cigluitti, ailelerinin kimliklerine göre yaşamalarına izin vermediği 30’larında, 40’larında ve 50’lerinde binlerce Lulu olduğunu belirterek “gasp edilmiş korkunç bir hayat yaşadılar,” dedi.

Arjantin’de Beyan Esas
Arjantin’in Çocuk, Gençlik ve Aile Bakanlığı, 14 yaşın altındaki çocukların cinsiyet değişikliği için rıza gösterebileceğine, buna izin verilmemesinin çocuk haklarını destekleyen Birleşmiş Milletler önergesinin ihlali anlamına geleceğine hükmetti.
Ülkedeki Cinsiyet Kimliği Yasası, vatandaşların herhangi bir psikiyatrik tetkik ya da ameliyat sürecinden geçmeden cinsiyetlerinin tanınmasına olanak sağlıyor.  


Ömer Akpınar / kaosgl

Ceylan Önkol'un gözlerini unutma...




Ceylan Önkol 12 yaşında Lice'de öldürüldüğünde akıllarımızda en çok Ceylan'ın gözleri kaldı. Ceylan'ın gözlerine baktığında kim ne hissediyordur? Alabildiğine açılmış olan gözlerinde katillerini görmüş gibi bakıyor bazen, bazen de o anı tekrar yaşar gibi ya da içimizde bir yere 'hesabımı sorun' der gibi. Ceylan Önkol'un öldürülüşü tıpkı yüzlerce yaşıtının alenen öldürülüşü gibi toplumun geniş bir kısmının içini acıttı, hepimizin yumrukları sıkıldı.

Gericilik sınır tanımıyor, Diyanet’e bütçe dayanmıyor


AKP gerici uygulamalarında gaza bastı. Çocuklar için toplu namaz etkinlikleri, kamusal alanlarda kadrolaşma ve her alanda gericiliği yaygınlaştırmak için bütçe üzerine bütçe AKP’nin son icraatları arasında
Yükselen toplumsal muhalefete karşı gerici söylem ve uygulamalara yoğunlaşan ve sağ kesimleri saflaştıran bir politika izleyen AKP, eğitimden sağlığa, medyadan hapishanelere kadar her alanda gerici örgütlenmeye yönelik adımlar atıyor. Tüm Din Hizmetleri Derneği’nin etkinliği, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan üniversite ve Milli Eğitim Bakanlığı’na doğru yapılan atamalar ve Diyanet’in 2013′ün ikinci yarısındaki faaliyet raporu gericiliğin kamusal alanlara nasıl sirayet ettiğinin en güncel örnekleri oldu.
Çocuklara toplu namaz, seccade, tespih, takke, türban
Cumhuriyet’in haberine göre Tüm Din Hizmetleri Derneği, 1-7 Ekim arasında ülke genelinde Camiler ve Din Görevlileri Haftası kapsamında bir dizi etkinlik yapacak. Etkinliklerden ilki çocuklara yönelik “7 Yaşındayım, Namaza Başlıyorum” kampanyası. 6-12 yaş arasındaki tüm çocukların toplu namaza başlatılacağı söylenen etkinliğin afişinde takkeli bir erkek çocuk ile türbanlı bir kız çocuk yer aldı.
6 Ekim Pazar günü Fatih Camii’nde öğle namazında toplu namaz kılmaya getirilen çocuklara çocuk seccadesi, tespih; erkek çocuklara takke, kız çocuklara ise başörtüsü dağıtılacak. Ayrıca etkinliğe katılacak çocuk ve ailelere çekilişle 10 cumhuriyet altını da verilecek.
Diyanet’ten eğitim alanına 5 bin 360 kadro
Üniversitelerde ve Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda AKP’nin sınır tanımaksızın yaptığı kadrolaşmanın çarpıcı bir sonucu da Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ tarafından açıklandı. CHP Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın soru önergesini yanıtlayan Bozdağ, son 10 yılda Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan üniversitelere ve Milli Eğitim Bakanlığı’na 5 bin 360 geçiş olduğunu açıkladı.
Bozdağ geçiş yapan kadroların ilahiyat fakültelerine öğretim elemanı, Milli Eğitim Bakanlığı’na ise pedagojik formasyon sebebiyle Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri öğretmeni ve yükseköğrenim gördükleri alanlarla ilgili nakledildiklerini söyledi.
Gericiliğe bütçe dayanmıyor
2013′te 4,6 milyar liralık bütçesiyle 11 bakanlığın toplam bütçesini geride bırakan Diyanet, 2014′teki projeleri için meclis bütçesinden alacağı payı daha da artıracak gibi.
Çiğdem Toker, T24′e yazdığı yazıda Diyanet İşleri Bakanı Mehmet Görmez’in Diyanet bütçesini eleştirenlere yönelik “Başkanlığımızı milletimizin sırtında bir yük gibi göstermeye çalışmak, hiç kimsenin haddi de değildir, hakkı da yoktur” açıklamasını hatırlattı. Toker, bütçeden “aslan payı”nı alan Diyanet’in, yılın ilk yarısında hedefinden saparak Maliye Bakanlığı’ndan ek ödenek istediğine dikkat çekti. Ek ödeneğe gerekçe bütçedeki sapmanın personel giderleri ve SGK prim giderlerinden oluştuğu ifade edildi.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “Temmuz-Aralık 2013 Döneminde Yürütülecek Faaliyetler” raporunda en büyük giderlerinden birisini rasathane yatırımı oluşturdu. 114 maddelik faaliyetler listesindeki bazı proje ve etkinlikler şöyle yer aldı:
  • Tv ve radyo stüdyolarının tamamlanması
  • “Türkiye’de Dini Hayat” araştırmasının TÜİK ile birlikte sonuçlandırılması
  • DİB personeline temel, orta ve ileri Microsoft ve Cisco eğitimleri verilmesi
  • Dua ile ilgili bir web sayfası çalışmasının tamamlanması
  • IOS ve androis platformlarında çalışacak namaz ve kurbana yönelik uygulamalar ile Kuran uygulamasının tamamlanması
  • DİB web sitesinin Arapça, İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusça çevirinin yapılması
  • 590 bin adet Diyanet Aylık Dergi, 479 bin adet Diyanet Çocuk Dergisi ve 18 bin 250 adet Diyanet İlmi Dergi’nin basımının yapılması
  • 1 milyon 100 bin adet 30 kalem kitabın satışı ve dağıtımının yapılması
  • Şiddet Karşısında İslam adlı kitabım basımı
  • Cami sahibi hakiki ve hükmi şahıslarla toplantılar
  • BM Nüfus Fonu ve KSGM ile müştereken “Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesinde Din Görevlilerin Katkısının Sağlanması” projesinin eğitimlerinin devamı
  • Hastanelerde manevi destek için Sağlık Bakanlığı ile yapılan protokol çerçevesindeki çalışmalar
  • Hapishanelerde din hizmeti veren vaizlere Hizmet İçi Eğitim Semineri’nin yapılması
  • Tutuklu ve hükümlülere yönelik “Sıkça Sorulan Sorular” kitapçığının hazırlanması
  • Hapishanelerde verimliliği artırmak için sempozyum düzenlenmesi
  • Denetimli serbestlik kapsamındaki kişilere manevi rehberlik hizmeti çalışmaları
  • Muharrem, Aşura ve Kerbela Şehitlerini Anma programlarına katkı sağlayacak düzenlemeler
  • İlahiyat fakülteleri ve imam hatip liselerinde okutulmak üzere Afrika, Asya ve Ortadoğu ülkelerinden getirilecek öğrencilerin yerleştirme işlemleri
  • Avrupa ülkelerinden okutulmak üzere Uluslararası İlahiyat Projesi kapsamında 180 lisans öğrencisinin getirilmesi
  • 657 sayılı Kanun kapsamında 2 bin 185 sözleşmeli imam hatip, 25 sözleşmeli müezzin-kayyım ve 24 Kuran kursu öğreticisinin yerleştirme işlemleri
  • Müftü, vaiz ve imam hatiplere verilmek üzere 46 bin 825 adet cübbe ve sarığın dağıtımı
Toker, rapordan alıntılarla hazırladığı yazısını “haddini aşan” bir de soruyla bitirdi: “Siz hiç bugüne kadar Diyanet İşleri Başkanlığı ile Diyanet Vakfı’nın harcamalarının denetim sonuçlarına dair bir haber okudunuz mu?”
Sendika.Org

Ceylan'ın gözlerini Berkin'in yüzünü unutma!


İsimler vardır anımsatır birbirini;
Ceylan Önkol, Medeni Yıldırım, Berkin Elvan

Öldürülen çocukların annelerinin sözleri, soruları kısadır ve alabildiğine de ağırdır;

Ceylan’ımın kime zararı vardı? Neden öldürüldü? Ben şimdi kızımın ölümüne neden olanı nasıl bulacağım? Kime hesap soracağım? Sadece hayvanları otlatıyordu. Başka bir suçu yoktu. Daha 12 yaşında ve onu paramparça olmuş bir şekilde gördüm. Ben buna nasıl dayanacağım? Kızımızın hesabını kim kimden soracak? Neden çocuğum durduk yere öldürüldü?

Ceylan Önkol 28 Eylül 2009'da Lice'de öldürüldü. Güvenlik gerekçesiyle savcının ve uzmanların gitmediği olay yerinde, Abalı Karakolu'nda bir imama ve köylüye verilen kamerayla çekim yaptırıldı. Saatlerce yerde kalan Ceylan'ın cansız bedeni yakınlarınca karakola götürüldü. Karakolda alalecele otopsisi yapıldı. Ceylan'ın otopsisini hastanede görev yapan bir temizlikçiyle Lice adliyesinde görevli bir memur yaptı. Ceylan'ın ağabeyi Rıfat Önkol ise savcı ve doktorun “can güvenliğimiz yok” gerekçesiyle köye gelmediğini belirterek yetkililere seslendi: bizim değerimiz yok mu? Önce belirlenemeyen bir cismin patlaması sonucu öldüğü iddia edilen Ceylan Önkol için daha sonra da bilgi kirliliği yaratılarak Ceylan'ın elindeki tahrayla askeri mühimmata vurduğu ve merminin patlamasıyla öldüğü açıklandı. Ceylan Önkol için açılan davada kamu adına soruşturmaya gerek duymayan yargı, hiç kimseyi suçlu bulmadı. Ceylan öldürüldüğünde dönemin Diyarbakır Valisi Hüseyin Avni Mutlu 'olayın çok büyütülmemesi gerektiği' konusunda gazetelere röportaj verirken devlet tarafından öldürülenlerin isimlerinin yanında yaşlarını gösteren rakamların olduğu uzun listeye Ceylan'ın da ismi ve yaşı eklenmişti.

Ceylan Önkol 12 yaşında Lice'de öldürüldüğünde akıllarımızda en çok Ceylan'ın gözleri kaldı. Ceylan'ın gözlerine baktığında kim ne hissediyordur? Alabildiğine açılmış olan gözlerinde katillerini görmüş gibi bakıyor bazen, bazen de o anı tekrar yaşar gibi ya da içimizde bir yere 'hesabımı sorun' der gibi. Ceylan Önkol'un öldürülüşü tıpkı yüzlerce yaşıtının alenen öldürülüşü gibi toplumun geniş bir kısmının içini acıttı, hepimizin yumrukları sıkıldı.

Lice, birkaç yıl sonra bir çocuğunu daha verdi toprağa, Medeni Yıldırım. Ceylan öldürüldüğünde 14 yaşında olan Medeni Yıldırım muhtemeldir ki ilçesinde öldürülen kardeşi için göz yaşı dökmüştü ya da sokaklara çıkmıştı Ceylan'ın katillerinden hesap sormak için. Birkaç yıl sonra Ceylan'ın ölümüne sebep olan askeri karakolların kaldırılması için gittiği yürüyüşte o da Ceylan gibi bilinmeyen bir cisimle, nereden geldiği belli olmayan bir mermi ile yaşamını yitirdi ve o da tıpkı Ceylan gibi hesabının sorulması için sokaklardaki milyonlarca isyancının hafızasına kazındı.

Haziran İsyanı boyunca atılan binlerce biber gazından doğrudan etkilenen, polis şiddeti karşısında psikolojik sorunlar yaşayan binlerce çocuk, göz altına alınan onlarca genç, akrepte dövülen çocuklar gündem oldu. Ceylan Önkol öldürüldüğünde Diyarbakır Valisi olan İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Haziran İsyanı'nda yaralanan, gözünü kaybeden, yaşamını yitiren insanlara saldıran polsilere saldırın emrini verirken bu kez de başka bir çocuğun, Berkin Elvan'ın yaşamına kast etti. 16 Haziran 2013'te Okmeydanı'nda ekmek almak için evden çıktıktan kısa bir süre sonra polisin attığı gaz bombası fişeği ile yaralanan ve yüz günü aşkın süredir 'uyuyan' Berkin Elvan'ın yüzü kazındı bu kez akıllara. 14 yaşında olan Berkin Elvan şimdi 'uyuyor' ve her gün milyonlarca insan Berkin'e 'uyan' diyor. Uyan ki senin yaşadığını, direndiğini göremeyen yaşıtların, arkadaşların için de 'umut' ol!

Çekirdek Çocuk




Vaatleri tükenmiş bir iktidar, çocukların hayallerinin bile hırsızıdır


Basit soruların basit cevapları gerçekleri net biçimde ortaya koyar. Bugün dünya görüşüne bakılmaksızın kime sorarsanız eğitim sisteminden memnun olmadığını söyler. Yani artık bütün veliler, öğrenciler, eğitimciler eğitim sisteminin bu biçimiyle sürdürülmesinden rahatsız. 72 aydan küçük çocukların yaşadıkları, okul bölünmelerinin yarattığı öğrenci ve öğretmen sürgünleri, taşımalı eğitimin yarattığı sorunlar, kalabalık sınıflar, kötü fiziki koşullar, yapboz sınav sitemi, her gün başka bir örneğini yaşadığımız gerici adımlar…
Bunun yanında birçoğu herhangi bir liseye yerleşememiş, zorla meslek lisesi, imam hatip ya da özel okula mecbur bırakılmış yarım milyonu aşkın genç. Bir kenara not edin; yarım milyonluk bu gençlik kitlesi gelecek hırsızlarına duydukları öfkeyi aklının bir köşesine yazdı. Bu bir anlamda yönetilenlerin şimdiki gibi yönetilmek istemediğinin eğitim alanındaki yansıması.
İktidar açısından baktığımızda ise durum bir yönetememe hali. 10 yıl, 5 bakan, onlarca müsteşar değişimi, istikrarsızlık, tek sabit fikri piyasalaştırma ve gericileştirme olan bir model. “Sınavlar fazla, sınavları kaldıracağız, dershaneye talebi azaltacağız” denilen ama yerine onlarca merkezi sınav koyulan bir karmaşa.
AKP “davasını” kaybetmiş bir iktidar. Bugün atılan onca nutkun, “dava adamlığının”, kefen giydik edebiyatının sonlarına gelindiğini ve artık baygınlık verdiğini görüyoruz. AKP’nin sermaye iktidarı olduğu ve dininin imanın da bu sermaye iktidarına uyumlu bir toplumsal model kurma olduğu gerçeği artık daha fazla insan tarafından görülüyor. “Biz tinerci bir nesil yetiştirmek istemiyoruz” diyen bir başbakana sormazlar mı:“Yahu 10 yılı geçti iktidardasın, sokaklara düşen bu gençlerin çoğu daha otuzuna varmamış, sen iktidar olduğunda bu insanlar daha çocuktu, senin zamanında tinerci oldular” diye.
Özü neoliberalizm olan ama vatan, millet, Sakarya, din iman edebiyatıyla sıvanmış bu çürümüşlük artık meydanda. AKP bu ülkenin çocuklarına, gençlerine ne vaat ediyor? Ne diyor Erdoğan Bayraktar “Bu ülke Müslüman bir ülke.. Şimdi Türkiye’nin konumu itibariyle biz icat yapamıyoruz, buluş yapamıyoruz. Tarım ülkesiyiz biz. Ne yapacağız biz? Ara teknik eleman ülkesiyiz biz…” İnsan bari yüzüne söylemez derler misali. Sayısının çok olmasından övündükleri genç nüfusun hayalini bile çalıyorlar. AKP’nin yönettiği ülkede bilim insanı olmanın hayalini bile kuramayacak çocuklar. Diyorlar ki “Çok çalışarak ancak ucuza çalışacak nitelikli ara eleman olursunuz, yoksa ‘niteliksiz’ işsiz yedek ucuz işçi ordusu.” Vaat bu!
Başbakan, velileri okullardaki Kuran’ı Kerim ve siyer derslerini seçtirmeleri konusunda “özel olarak” uyarıyor. Çünkü en sıkıştığı zamanlarda din en güzel araçları. Eğitime dair başbakanın uzun süredir tek lafı bu “siz istediniz biz yaptık”. AKP’ye oy verenler illa da seçmeli din dersi olsun, her yer imam hatibe dönüşsün, çocuklarımız imam olsun mu istemiş? Başbakan her şeyin en iyisini bildiğini düşünüyor. Ama yanlış biliyor. Bu istismarın elbet sonu var.
Bakanların en beşincisi Nabi Avcı eğitimdeki yıkımı sempatik görünerek perdelemeye çalışıyor. Ancak eğitim meselesi espriyle, şakayla halledilebilecek bir konu değil. Hem zaten bakanın kendisi de gerçekte sempatik değil. Nasıl olsun? Çocuklara savaş propagandası yapan bir bakan istese de sempatik olamaz. Bundan da öte esas mesele artık iktidar artık yalan da olsa barıştan konuşmuyor “savaş” diyor, bunu hem de 8 yaşında çocuklara aşılıyor.
Kısacası bir iktidar düşünün ki çocuklarına, gençlerine yani bir ülkenin geleceğine ara eleman, ucuz işçilik, kula kulluk, savaşlar vaat ediyor.
Tüm bu yaşananlar bir yanıyla kocaman bir karanlığı anlatıyor. Ama diğer yanıyla da karanlıktan aydınlığa çıkışın yollarının daha fazla açıldığını gösteriyor. Sosyalistleri ütopyacılıkla, olmayacak hayallerin peşinde koşan insanlar olarak nitelerler ya. Artık zaman o zaman değil. Deli olan, hayalperest olan onlar. Ortadoğu lideriymiş, Suriye’de Esad’ı devirmek ona kalmış, savaşmış, bütün toplumu kalıba sokup yüce başbakanın her dediğine itaat eden bir toplummuş, yememizden içmemize, kaç çocuğumuz olacağına onlar karar verecekmiş…Kim hayalperest? Kim makul ve mantıklı?
Biz bu kadar saçmalığa karşı ne mi istiyoruz? Eşit, parasız, bilimsel, anadilde eğitim. Parasız nasıl olacak, mümkün mü? Böyle bir sistem olur mu diyenler olabilir. Çok kolay olur ve güzel olur. Yeter ki herkes duruma bir el atsın.

Nuri Günay / sendika.org

Okul sıralarına barış nasıl gelir?


Müfredat ayrı mesele, anadilde eğitim ayrı. Ama bir de sınıfta, okul bahçesinde, veli toplantısında ‘barış süreci’ var. Bu rapor mühim bir noktayı işaret ediyor.
Sunuşta o ‘an’dan söz edilmiş. “Çocuğun kendisini, rakamların, harflerin, savaşların, ağaçların, dağların ve ovaların, kısacası bütün bir hayatın sırlarının açık kapısı önünde aydınlanmış bulduğu bir an…” Ve böyle anların kahramanlarının çoğu kez bir öğretmen olduğu belirtilmiş. Doğrudur, muhtemeldir ve kıymetlidir o an. Ama bence çocukların kendilerini o rakamların, harflerin, savaşların, ‘öğrenmek’ zorunda oldukları hayatın karşısında biçare hissettiği, hepsinden umudunu kırdığı, bilakis ‘karardığı’ anlar da var. Üzgünüm ki böyle anların ardında da bir öğretmen çıkabiliyor karşımıza. Bir laf, bir jest, bir tavır, bir çatlakla başlayıp evren bildiği sınıfı minicik omuzlarına çökertebiliyor çocuğun; unutulmuyor. Bilhassa da kökü sınıfın dışında olan siyasi meseleler çocuklara yansıtıldığında…

Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin, Boğaziçi Üniv. ve Muş Alparslan Üniv. ortaklığıyla, Van 100. Yıl Üniv. desteğiyle yürüttüğü bir proje var: Toplumsal Barışın İnşasında Öğretmenlerin Rolü / Kürt Meselesi Okula Nasıl Yansıyor? (Banu Can, Prof. Dr. Fatma Gök, Soner Şimşek). İstanbul, Van ve Muş’ta Şubat 2012–Eylül 2013 tarihleri arasında gerçekleştirilen görüşmelere dayanan araştırma temelde Kürt meselesinin okula nasıl yansıdığına bakıyor. Fakat bunu ne kadim meselemiz tektipleştirici, dilsel-kültürel eşitliğe dayanmayan, milliyetçi, militarist müfredat sorununa sıkışarak ne de tartışmayı sadece anadilde eğitim hakkı üzerine oturtarak yapıyor. Takdir edersiniz ki temel bir insan hakkı olarak anadilde eğitimin gerekliliği defalarca vurgulanıyor raporda. Fakat odaklanılan nüans, hem çatışma hem barış sürecinde öğretmenlerin hal ve tavırlarıyla, Kürt öğrencilere yaklaşımlarıyla, sorun çözümünde seçtiği yollarla ilgili. Müfredatın ötesinde, güncel siyasetin dışında, günlük pratiği, misal teneffüslere, veli toplantılarına taşınan yaklaşım biçimleriyle… Bilerek ya da farkında olmadan ötekileştirmek kadar, ayrımcılığın yerleşmesine katkı sunmak da mümkün çünkü. Türkiye’nin içinde bulunduğu ve ne istikamete gideceği hükümetin adımlarıyla belirlenecek olan bu süreçte, barışın toplumsallaşması açısından önemli bir rolü var öğretmenlerin.
Niye Kürt yok?
Çatışmadan doğrudan etkilenen yahut zorunlu göç mağdurlarının yaşadığı bölgelerde görev yapan öğretmenlerle görüşülmüş. Kendisi de aynı eğitim sisteminden geçmiş Kürt öğretmenler de var, olmayanlar da. Birçoğu mesleki eğitim yanında toplumsal çatışma temelli problemlerle baş edebilecek donanıma sahip olmadıklarını söylüyor. Örneğin velinin teki çıkıp “Kızımın sıra arkadaşı Kürtmüş, onları ayırın” dediğinde, samimi olarak nasıl karşılık vermesi gerektiğini bilmiyor, ayırıyor. Ya da bir çocuk “Neden şiirde Kürt çocuğu yok” diye sorduğunda.
Kürt illerine atandığında, sınıfta eldiven takanlardan, her Kürtçe lafı kendisine küfür algılayıp cezalandıranlardan, Türkçe bilmeyen çocuklara zihinsel engelli muamelesi yapanlardan söz etmiyoruz sadece. Sınıfta ‘barış sürecini’ tesis etmek bir pedagojik, sosyolojik bilgi gerektiriyor ve raporun önerisi de öğretmenlere bu desteğin sağlanması. Siyasi malzeme edilerek oyalanılsa da Kürt öğrenciler anadilde eğitim hakkını kazandıklarında, eğitim sisteminin ihtiyacı olan geçiş hamleleri de sıralanmış.
Müfredatta küçük tadilatlar yapılmış olabilir, barışa evrilmesi için çalışılan bir çatışmasızlık döneminde olabiliriz, lakin barış fikrinin sınıf evrenine yerleşmesi çok daha uzun zaman ve büyük çaba gerektiriyor. Üstelik sadece Kürt öğrencilerin bulunduğu sınıfların meselesi de değil.



Pınar Öğünç / radikal

“Çocuk Ölümlerine Karşı Okullarda Risk Araştırması Yapılmalı”

İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nden avukat Seda Akço, eğitim ortamlarındaki riskleri araştıran bir oluşuma ihtiyaç olduğunu söyledi.
“Araştırma yapılması ve risk oluşturucu yapılar için önleyici tedbirlerin alınması gerekiyor. Bu tedbirler belli standartlara bağlı olarak gerçekleştirilmeli. Bunun için de olası riskleri araştıran bir oluşuma ihtiyaç var.”

Küba: Parasız eğitimin çocuklardaki etkisi


Küba’da çocuklar ve gençler, kendilerine sunulan parasız eğitim, parasız sağlık hakları sayesinde, fiziksel ve zihinsel yeteneklerini tam olarak geliştirebilmenin tadını çıkartmaktalar. 
Küba’da, tutuklu bulunan herhangi bir çocuk var mı!
Şayet bunu doğrulayan, herhangi gerçek bir şey bulunsaydı, bu, Amerika Birleşik Devletleri’ni ve Miami’deki Küba karşıtı mafyayı çok sevindirirdi. Ayrıca bu, devrime karşı süren topyekûn medyatik savaşın, zincirlerinden boşanmasına da neden olurdu.

Küba’ya yönelik bu kadar kötü bir düşüncenin, ülkesini, çocuklarını terk eden ve yasa dışı yolları kullanarak adadan kaçan kişilerden uzak olmadığını biliyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan aileler çocukları ile buluşabilmek için, Küba hükümetini, onlara ülkeden çıkış vermediği ve onları hapsettiği gerekçesiyle suçlayarak şimdi çocuklarını geri istiyorlar.
Küba Devrimine yönelik bu bitmek bilmeyen 50 yıllık kirli medyatik savaş, bu durumun Amerikan hükümetinin adadan normal, yasal kurallara uygun çıkışlara karşı yaptırımlar koymasından kaynaklandığının anlaşılmasına izin vermiyor.
1959–1962 yılları arasında göç eden 274.000 Kübalının ilk giden 70 000’nin, herhangi bir yasal işleme tabii tutulmaksızın Amerika’ya girebildiklerini anımsıyoruz. Bunlar içinde çok azının, kapitalist egemenliği ve sömürüyü sonlandıran önlemlerden veya devrimin adaletinden kaçmak dışında bir gerekçesi vardı.

1960–1962 yılları arasında Amerika hükümeti tarafından finanse edilen ve adada bulunan Katolik kilisenin büyük desteği ile organize edilen Peter Pan operasyonu çerçevesinde 14.000’den fazla Kübalı kız ve erkek çocuğun ailelerinden koparılarak, komünist doktrini önlemek için kuzeye götürülüşlerini unutmuyoruz. Ticari ve diplomatik ilişkilerin bozulması, iki ülke arasındaki uçuşların askıya alınması ve Küba devrimine karşı çok saldırgan bir politikanın uygulanması sonucu bu çocukların birçoğu ailelerini hiç göremediler. Evet, Amerika hükümetinin, Küba’nın gelişen devrimine karşı uyguladığı vahşi ve nefret dolu politikası bu binlerce çocuğu mahkûm durumuna düşürdü.

Daha sonra adadan üç göç dalgası daha gerçekleştirildi: 1965 Camarico; 1980 El Mariel ve 1994 yılında yaşanan ve balseros (feribot kullanıcıları) krizi olarak bilinen dalga. Bu yaşananların hepsinin ardında, ekonomik faktörlerden bağımsız daha fazla siyasi faktörleri kışkırtan “Ajuste Cubano” yasası bulunuyor. 1966 yılında yürürlüğe giren bu yasa, ABD ye gitmek isteyen Küba vatandaşlarına birçok ayrıcalık tanıyor. Bu yasa ile ülkeden illegal bir şekilde çıkacak olanlara cesaret veriliyor. Kübalılara tanınan bu ayrıcalık, ne Haitililere ne Meksikalılara ne Salvadorlulara ne de herhangi bir ülke vatandaşına tanınıyor. 

Havana’da bulunan Amerikalıların Çalışma Ofisi [La Oficina İntereses de los Estados Unidos (vize ofisi); Küba’da 1961 yılından beri Amerikan Büyük Elçiliği bulunmuyor, ç-n], çocukların ebeveynlerinin çaresizliğini ve nefretini artırmak için onları kullanıyor (www.cubaminrex.cusitesinden alındı). Kaçışlar sırasında, denizde sık görülen zorluklar nedeniyle botlarda ölen, kız ve erkek çocukların miktarı neden açıklanmıyor. 
Evet, yorumcuların ara sıra belirttikleri gibi “Küba’da tutuklu çocuklar var”, çünkü Amerika Birleşik Devletleri, normal mevzuata uygun olarak belirlenmiş miktarda aileleri ve hatta onların çocuklarını, öteki ülkeye seyahat etmelerini engelleyerek, göçmen yasalarını ihlal ediyor. Bunu devrimi istikrarsızlaştırmak için bir faktör olarak kullanıyor.

Birleşmiş Milletlerin, Cenevre’den gelen 2 Ekim 2008 tarihli açıklamasına göre, bir milyon çocuk hapiste bulunuyor. Bizler, bu çocuklardan hiçbirinin kesinlikle Kübalı olmadığını iddia ediyoruz. Oysa Amerikan hükümeti tarafından, Guantanamo cezaevinde tutulduktan sonra serbest bırakılan, Türk kökenli Almanya vatandaşı Murat Kurnaz, “Terörist suçlamasıyla tutuklanan 8 yaşındaki bir çocuğa canilerin işkence ettiklerini ve işkence sonucu ölmüş bir çocuğu” kendi gözleriyle gördüğünü açıklıyor (www.taringa.net). 

Yine www.mundoarabe.org sitesi, 2400 tane reşit olmayan, hatta 10 yaşındaki çocukların, Irak’taki işgal güçlerinin elinde tutuklu bulunduklarını belirtiyor.
Büyük çoğunluğu Amerikalılardan oluşan bu cesur işgal güçlerinin zaferlerinden birkaç örnek: “Amerika ordusu, Irak’ın Beiyi kentinde rehine olarak 5 çocuğu kaçırdı. (www.nodo50.org/ıraq, 16 Ağustos 2005). 24 Nisan 2003 tarihli www.aporrea.org sitesine göre Guantanamo’daki ABD askeri üssünde tutuklu çocuklar bulunmakta. Anti terörist haçlı seferinde bulunan Sayın Bush, Bu çocukları “düşman savaşçılar” olarak nitelendirmekte. (Dünya Çocuk Günü’nde Uluslararası Af Örgütü, ABD Başkanı George W. Bush’e bir kez daha Guantanamo’daki ABD askeri üssünde hala çocukların tutulduğunu hatırlatıyor. Nisan 2003’de ABD yetkilileri burada tutulanlar arasında 13 yaşında çocuklar dahi olduğunu 
açıklamıştı.

Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesi’nin sitesindeki açıklamaya göre, İsrail’in işgal ettiği bölgelerde 2000 den fazla Filistinli çocuk hapishanelerde tutuluyor. Bu çocukların, işkenceden uzakta oldukları söylenebilinir mi? (www.fdlpalestina.org)

Birleşmiş Milletler Haber Merkezinin, 3 Ekim 2008 tarihli yayınının ilk sayfasında, çocukların 17 silahlı çatışmaya katıldıkları iddia ediliyor. www.mediosparalapaz.org sitesi de, Haziran 2007 tarihli yayınında, 85 ülkede, 300.000 bin çocuk askerin bulunduğunu açıklıyor.
İddia ediyoruz ki, ne tutuklu ne de asker olan, hiçbir Kübalı çocuk yoktur.

Rebelion / çeviri: Atiye Parılyıldız

'Başbakan ağaç kesiyor' diyen çocuk vatan haini mi?

9 yaşında bir ilkokul öğrencisi Başbakan Erdoğan için "Başbakan da seçimle geldi ama ağaçları kesiyor, su sıkıyor, gaz sıkıyor" dedi, öğretmeni önce çocuğu sonra da anneyi "okulda siyasi konularla girmesin" diye uyardı. Bununla yetinmeyen öğretmen 9 yaşındaki öğrencisini "vatan haini" ilan etti.
Antalya'da İlkokul 2. sınıfta yapılan sınıf başkanlığı seçimi sırasında bir öğrencinin, "Başbakan da seçimle geldi ama ağaçları kesiyor, su sıkıyor, gaz sıkıyor" sözleri üzerine sınıf öğretmeni Facebook'tan olayı anlatarak "vatan haini" dedi.

HES inşaatında çocuk işçi öldü

Erzurum’un İspir ilçesinde bir hidroelektrik santralinin inşaatında çalışan 16 yaşındaki Vefa Aydemir adlı işçi, iş kazası sonucu hayatını kaybetti.



Sağlık dönüşüm: Aşı olmayan çocuklarda artış!


Koruyucu sağlık hizmetlerini temel alan sistemin yerine AKP tarafından "Sağlıkta Dönüşüm" adı altında getirilen sağlık sistemi nedeniyle salgınlar artıyor, aşılar tam yapılamıyor. Bakanlık, kızamık vakalarındaki artışı kabul etmek zorunda kalırken aşılamaların yetersizliğini de itiraf etti. Sadece kızamıkta değil, 2012 yılında aile hekimliğine devredilmesiyle her beş çocuktan biri tetanos-difteri pekiştirme aşısı olamadı.

Meslek liselerine patron denetimi geliyor

Mesleki ve Teknik Eğitimin Kalitesinin Geliştirilmesi Projesi (METEK) kapsamında meslek liseleri iş piyasasına göre şekilleniyor. Proje kapsamında, 21 il pilot bölge olarak belirlendi. İş adamlarının da olduğu yönetim kurullarıyla liselilerin “kalitesi” belirlenecek.
Meslek liselerinin doğrudan sermaye tarafından yönlendirilmesi yeni bir proje değil, üstelik AKP iktidarının “eğitim politikası” ucuz işçi yaratmaya odaklanıyor. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın METEK projesini anlatırken söyledikleri, AKP’nin eğitimi sermayenin çıkarlarına göre şekillendirme politikasında, patronlara doğrudan eğitim alanı üzerinde söz ve karar hakkı vermeyi planladıklarını gösteriyor.

Berkin'in ardından polis Seyit'i de vurdu!

Okmeydanı'nda dün gece yapılan yürüyüşe polis müdahalesi sırasında evine gitmek üzere caddeden geçen Seyit A. (18) adlı çocuk, kim tarafından atıldığı belli olmayan bir patlayıcının koluna isabet etmesi sonucu yaralandı. Patlamanın etkisi ile sol kolu parçalanan Akyüz'ün kolu ameliyatla kesildi.
Okmeydanı'nda yapılan yürüyüşe polis müdahalesi sırasında evine gitmek üzere caddeden geçen Seyit A. (18) adlı genç, kim tarafından atıldığı belli olmayan bir patlayıcının koluna isabet etmesi sonucu yaralandı.

TODAP: Hayallerimizi savunuyoruz!

Yaşam alanlarımızı, nefesimizi, kimliğimizi ve kendi tercihlerimizi savunurken iki arkadaşımızı daha kaybettik,Ahmet AtakanSerdar Kadakal. Sizden izin almamıza gerek yok, biz zaten bir arada yaşamayı da nasıl yaşayacağımızı da biliriz dedik, canlar gitti, bizi öldürenler, bizi yaralayanlar, bizi taciz edenler takip edilmedi, bulunmadı, yargılanmadı, uçtu ve kaçtı.


çocukların ölüm oyunu



İki muhalif kesim; Nusra ve YPG'nin çatıştığı Serekani'de çocuklar Nusra Emiri olmak için kelle kesmekte yarışıyor.

MEB kitapları saçmalıklarla dolu!

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın 2013 – 2014 eğitim yılının ilk gününde Ankara Etimesgut Cahit Zarifoğlu İlkokulu'nda, okula ismini veren Cahit Zarifoğlu'nun Afganistan temalı 'Ağaç Okul' isimli çocuklara savaş çağrısı yapılan, gericilikle bezenmiş kitaplar dağıtmasının üzerinden birkaç gün geçmeden yine Milli Eğitim Bakanlığı'nın 10. sınıflar için çıkardığı ve okullarda dağıttığı Fizik kitabında bilimsellikten uzak içerik ve kitapta anlatılan hikayeler, Milli Eğitim Bakanlığı'nın hazırladığı kitapların niteliğini ve bilimselliğini sorgulatır hale getirdi.

10. sınıflar için hazırlanan konu başlıklarından bazıları şöyle:
Naz Tenis Kortunda, Hüzünlü Ayrılık, İlayda Yarıyıl Tatilinde, Fareye de Pil Taktılar!, Şeyma’nın Rüyası, İlayda’nın Başarısı...
Hazırlanan Fizik kitabında konu edilen hikayelerdeki isimlerin İslami referanslarla konulmasının yanısıra kitabın 31. sayfasında yer alan Madde ve Özellikleri başlığı altında ele alınan canlıların sınıflandırılmasında verilen örnekler ve içerik de oldukça dikkat çekici:

Polis çocuklardan ne istiyor?

Mersin’de Siteler karakolundan bir polisin sekiz yaşındaki D.Ö.’yü döverek hastanelik etmesinin değerlendiren İştar Kadın Danışmanlık Merkezi’nden psikolog Fahriye Cengiz, yaşananın oradaki tüm çocukların sürekli karşılaştığı bir tehdit olduğunu söyledi.
Olayın yaşandığı Şevket Sümer mahallesindeki çocuklarla sürekli çalışmalar yapan Cengiz mahallede çocuklarla polis arasında sürekli bir çatışmanın olduğunu belirtti.

MEB'e "Çocuk Gelin" Uyarısı

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği’ndeki lise öğrencisiyken evlenen öğrencilerin örgün eğitimle ilişiğinin kesilmesi halinde e-okul sistemiyle eğitime devam etmeleri yönündeki değişiklikle ilgili Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın cevaplaması talebiyle soru önergesi verdi.
Akat, bu düzenlemenin “Çocuk yaşta evlilikleri önlemek yerine, onları teşvik eder bir nitelik arz etmekte” olduğunu vurguladı.

MEB sözlüğü: Tarlayı düz al; kadını kız al

Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlı okullarda, öğrencilere alınması tavsiye edilen Ömer Asım Aksoy’un “Atasözleri ve Deyimleri Sözlüğü”nde yer alan ırkçı ve cinsiyetçi atasözleri tartışma yarattı. Yüzlerce öğrencinin Twitter üzerinden birleşerek tepki gösterdiği sözlükte, “Taşlı tarlanın tahılı daha güzel olur. Erkek kardeşi bulunan kız da hem sarkıntılıklara karşı korunmuş, hem de kardeşine hizmet ederek ileride kocasına nasıl hizmet edileceğine alışmış bulunur”, gibi ırkçı ve cinsiyetçi atasözlerinin yer aldığı sözlükten bazı bölümler şöyle:

Bir tuhaf ve gizemli sanat miti: Ağlayan çocuk tablolarının sırrı ne?

Sanat eserlerinden doğan mitlere yabancı ve uzak bir kültüre sahip Türkiye’de bir merhamet sembolü; dünyanın kalanında tuhaf esrarlı bir mitin kaynağı. Latin Amerika’da ise yerli gelenekleriyle Latin Amerika Hıristiyanlığının harmanlanması sonucunda oluşan büyük bir şehir efsanesi. yeni Harman, yerli mitlerinden ve kültüründen beslenen 80 kuşağı çizer, yazar ve aydınların ağzından Ağlayan Çocuk’un Latin Amerika Kültüründeki izini sürüyor.
1980’li yıllarda hatıra defteri ya da günlük tutanlar, Ağlayan Çocuk’a hiç de yabancı değillerdir. Zira o yıllarda kapağında Ağlayan Çocuk olan hatıra defterlerine şiirler yazmak, arkadaşlara imzalatmak neredeyse bir gelenekti. Ama aslında Sızıntı Dergisi’nin de ilk kapak resmi olan ve Türkiye’de o masum yüzlü çocuğun ağlıyor olmasından kaynaklanan bir merhamet duygusuyla yaklaşılan ünlü Ağlayan Çocuk (The Crying Boy / El Niño Llorón) tablosu, bazı Avrupa ülkelerinde ve Latin Amerika’nın neredeyse tamamında enteresan bir şehir efsanesinin baş kahramanı.