Site içi arama

Bolivarcı Devrim'den çocuklara ve eğitime...


Bolivarcı Eğitim, Venezuela Bolivar Cumhuriyeti Anayasası tarafından belirlenmiş bir haktır ve insanın entegre gelişimini desteklemektense bizi teslimiyete hazırlayan 40 yılllık geleneksel ve emperyalist eğitim sistemi hakimiyeti altında kalmış bir halkın dışlanmışlığı ve sosyal ihtiyaçları karşısında doğan borçları karşılamak ve ödemek amacıyla Milli Gelişim Planın’nında tasarlanmış bir stratejidir.

Bolivarcı Eğitim Sistemi, Venezuela Devleti’nin yeni bir cumhuriyet vücuda getirme yolunda yeni vatandaşyaratma amacıdır, ki böyle de olmuştur.
Okul, aile ve toplum, Anayasada betimlenen gelişim modeline uygun olarak, yeni vatandaşın oluşturulmasında, birey, bilgi, yapma ve paylaşma öğelerini birleştirmek suretiyle önemli roller üstlenirler.

Ateist annenin sütü caiz değildir!

İlahiyat Profesörü Hamdi Döndüren “ateist, komünist veya inanmayan annelerin sütünü nasıl tespit edeceksiniz" dedi. Sapkın 'profesör' yaptığı açıklamayla gerici hegemonyanın ve kadın bedeni üzerindeki tahakkümün geldiği noktayı bir kez daha hatırlattı.


İlahiyat Profesörü Hamdi Döndüren’in “Süt bankası”projesine ilişkin yaptığı açıklama şaşırtmadı. Döndüren,“ateist, komünist veya inanmayan annelerin sütünü nasıl tespit edeceksiniz? diye sordu.
“SÜTANNE SEMAVİ DİNLERE İNANMALI”
Sağlık Bakanlığı tarafından kurulması planlanan ‘Süt Bankası’na ilişkin Yeni Akit adlı gazeteye konuşan Fatih Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamdi Döndüren, ilginç açıklamalarda bulundu. “Dinimize göre bir Müslüman ancak Ehl-i Kitap olan annelerin sütünü içebilir” diyen Döndüren “Çocuğunuza sütü verilecek annenin neye inanıp inanmadığını nasıl tespit edeceksiniz? Ateist, komünist veya inanmayan annelerin sütünü nasıl tespit edeceksiniz.

"Çocuklar çöpleri ağzıyla toplasın"

Bir öğrenci velisi, İstanbul Göztepe’deki 50. Yıl Tahran Anadolu Lisesi’nde bir idarecinin öğrencilere yönelik sert sözlerine tanık oldu. Veli Sendika.Org’a ulaşarak İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü’ne açık bir mektubu olduğunu bildirdi.
Velinin mektupta anlattığına göre, okul idarecisi öğrencilerin katkı payı ödememesine öfkeleniyor, temizlik şirketi ile anlaşmayı fesh ediyor. İdareci katkı payını vermeyen öğrencilere, bundan sonra okuldaki çöpleri ağızlarıyla toplayacaklarını, tuvaletin temizliğini yapacaklarını söylüyor.

"Eğitim, Sanat ve Oyun"


En iyi eğitim şekli konusunda karar almak, öncelikle ne tür bir insan yetiştirmek istediğimizin araştırılmasını şart koşmaktadır. Bugün çağımızdan anladığımız; bireyin hem kendi toplumunda hem de toplumlar arası ilişkilerdeki konumunda "anlamlı bir şekilde varolma" gücünde olmasının gerekliliğidir. Bir başka anlamıyla, artık kendi toplumundaki yeri - kazanılmış yeri - yeterli olmamaktadır. Bireyin bilgisel ya da sanatsal donanımı yeni anlayışları gerekli kılmaktadır. İki alanı da kapsayabilen bireyler yetiştirilebilir.
Böyle bir bireyden söz ederken; her türlü bilgi ve yetenek doğrultusunda doldurulmuş bir "küp" değil,"yaratıcılığı"nı dilediği alanda kullanıp geliştirebileceği yönünde hazırlanmış, her çocuğa hitap edebilen bir anlayış savunulmaktadır.
Eğitim sistemimiz içindeki bireyin bugünkü durumu; bilgiyi öğrenerek, test ve sınavlarla kanıtlamasıyla sınırlandığıdır. Özgünlük, bilimin sürekli değiştiği unutulmaktadır. Bernard Russell"...Yanlıştan kaçınmamız en başta gelen amaç olarak benimsediği bütün durumlarda, eğitim düşünsel açıdan kansız bir insan türü yaratır"(1) demektir. Russell, öneri olarak şunu getirmektedir:

Öğretmenin Verdiği "Altı Ders"


Okullarda ben ve benim gibi öğretmenlerin öğrettiği birinci ders, “Ait olduğun sınıftan dışarı çıkma!”dır. Sınıfta her öğrencinin bir numarası vardır, böylece aralarından biri sınıftan dışarı çıkarsa derhal sınıfa geri dönmesi sağlanır.
Aslına bakarsanız, çocukları numaralandırıp sınıflara doldurmak benim işim değil. Öğretmen olarak benim işim, çocukların toplu olarak kapatıldıkları sınıflardan memnun olmalarını, en azından bu eziyete katlanabilmelerini sağlamak. Eğer işimi doğru dürüst yaparsam, çocuklar kendilerini başka bir yerde hayal etme fırsatı bulamazlar. Vakitlerini, daha çok, sınıf içinde kıskançlık ve korku duyguları arasında salınarak geçirirler. Belki bu arada başarısız öğrencileri ya da sınıfları küçümsemeyi de ihmal etmezler. Sınıf öyle bir yerdir ki, bir asker düzeni gibi, çoğu zaman kendi düzeni içinde devam eder. Sınıf kendi düzenini korumasını bilir. Bu düzen, önceden tasarlanmış bir “rekabet düzeni”dir aslında. İşte okulda öğrenilen birinci ders budur. Sanırım, kendinize gelmeye başladınız.

"Alternatif Eğitim Modelleri"


Alternatif eğitimin, mevcut eğitime karşı çıkışı dile getirmekten öte bir paradigmayı işaret ettiğini ve kavramın bir insan felsefesi ile ilintisini belirtmeden, alternatif eğitim paradigması çerçevesinde karakterize olan modellerin ortaya çıkışlarını, uygulama süreçlerini ve yapısal dönüşümlerini anlamak olası değildir. Eğitimde “insanı görme biçimi” her toplumsal dönemde kavramın anahtarını veriyor. İnsan doğasının ne olduğuna ilişkin sahip olunan tutumlar, kaygılar, tasarılar ve ütopyalar ile eğitimin işleyen yapısı içinde oluşan problemlerin tıkanma noktaları alternatif eğitim tarihinin izdüşümünü oluşturmaktadır. Kimi kez radikal ve anarşist söylemlerle kimi kez kendiliğinden ve farkındalıksız adımlarla kazanılan ivme, özünde, insan doğasına “iyimser” bakışın heyecanıyla sarfedilen bir çabanın sonucudur. 

Üç de yetmez, ver Allah’ım ver!

Başbakan Erdoğan, 2009’dan bu yana katıldığı hemen her nikâhta çiftlerden, daha doğrusu gelinlerden üç çocuk yapmalarını istedi. Bu istek giderek bir devlet politikasına dönüştü ve çeşitli Bakanlıklar, düşme eğilimine girdiği iddia edilen Türkiye nüfusunun yine eski artış hızını yakalaması için çalışmalara başladılar.  Basına yansıya haberlere göre, nüfus artış hızının asıl hedef kişisi, baba değil anneymiş.

KAHROLSUN OKUL

Ortaçağlarda okul zorunlu değildi. Kaldı ki yaygın anlamda bir okul eğitimi (schooling) de yoktu. Dini otoritelerin isteğine göre dar kapsamlı bir eğitim (skolastik) yapılırdı. Çoğunlukla üst sınıfların mensupları için özel bir eğitim vardı. Öte yandan fakir halk çocuklarından yetenekli olanları seçilir ve bunlara dini kurumlarda daha ileri eğitim verilirdi. Bazı metinler belirlenir, bunlara kutsallık atfedilirdi; tüm eğitim bu kutsal metinlerin belleğe kazınmasından (ezber) ve aktarılmasından ibaretti. Sonra, 16. yüzyıldan itibaren gelişen kapitalizm okulu zorunlu, kitlesel ve yaşa dayalı hale getirdi. Çocuk, okulla tanımlanmaya başladı. Çocuğun yeri yavaş yavaş üretim yerlerinden okula kaydırıldı. Burjuvazi, gelişen ticaret ve sanayi etkinlikleri için kendine gerekli işgücünün yetiştirilmesi amacıyla okulu ve eğitimi tanımlamaya başladı. Okulda bilim, pratik bilgiler ve günlük hayat rutinleri öğretilir hale geldi.

Sıran gelirse okursun


Oğlu otizmli olduğu gerekçesiyle, evinin hemen yakınındaki kolejin anaokulu bölümüne alınmayınca AİHM’Ye giden Ozan Sanlısoy’un annesi Sedef Erken, otizmli çocukların eğitim sorunu için change.org’ta kampanya başlattı. ‘Milli Eğitim Bakanı - Nabi Avcı: OÇEM Eğitim Merkezleri için sıra bekleyen otizmli çocuklara acil çözüm’ başlıklı kampanya ile otizmli çocukların eğitimdeki sorunlarına dikkat çekiliyor.

Varlığımız sermayeye armağan olsun!

Türkiye’de ‘çalışma’yı düzenleyen kanunlar, “çalışma hayatı”na hâkim kültürle kötülük yarışı içinde. Bir yerlerden hasbelkader bir iyi norm alınmaya görsün, bir başka yerden bir kazanımda bir gedik mutlaka açılıyor. İş güvenliği denilen mevzuat alanında bir yıldır süren hummalı düzenleme iştahının yeni lokmalarından biri, geçen hafta Vatan gazetesi duyurmuştu.
Haberin, düzenlemenin özü basit: Ağır işlerde çalışma yaşı 16’ya indirildi yeniden. Mübarek olsun.