Site içi arama

‘Yetim Kardeş’ acitesiyle alınan mühimmat caiz midir?

Yıllardır Ortadoğu’da ve ülkemizde savaş çığırtkanlığı yapan-halkları savaşın eşiğine getiren AKP, bizlere savaştan ve ölümden başka bir şey vaat etmezken, Ortadoğu’da ve ülkemizde (Reyhanlı, Cilvegözü gibi) dökülen kanın sorumlusu katliamların besleyicisi durumuna çoktan gelmiştir.
Okullarımızda Diyanet İşleri,Milli Eğitim Bakanlığı ve İHH (İnsan Hakları ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı’nın) çağrısıyla para toplanmaya başlandı.
‘Yetim Kardeş’ adıyla başlatılan proje okul girişlerine asılan afişlerle,okullara konulan kumbaralarla,İHH yöneticilerinin okullara gelip panel düzenlemesiyle ve çoğu idarecinin liselerde ve ilkokullarda yaptığı duyurularla yaygınlaştırılmak isteniyor.
Valilikten MEB’e kadar her mekanizmanın onayladığı bu proje İHH’yı bizlere yardım kurumu gibi tanıtıyor,ve tamamen öğrencilerin vicdani duygularıyla oynuyor.
Peki AKP ne yapıyor, kim bu İHH?
İHH, Kuzey Afrika ve Avrupa’da örgütlü olan ‘Mavi Marmara’ olayıyla gündeme gelmekle birlikte El Kaide gibi eli kanlı cihatçı çetelerin uzantısı olan Suriye’de çıkan  iç savaş sonrası Türkiye’den gördüğü büyük destek ile de  ’mühimmat ve silah’ yardımlarını cihatçı çetelere taşıyan (ki bu mühimmatlar öğrencilerden toplanan paralarla alınıyor) MEB’in okullarda ‘Hayır kurumu’ diye tanıttığı ama özünde Ortadoğu’yu kana bulayan bir gerçekliğin yattığı bir ‘kuruluş’ tur.
Dış politikada 0 sorun diye bas bas bağıran AKP,Yetim kardeş gibi nice projelere devlet desteğini de katarak İHH gibi cihatçı çeteler ile işbirliğini uzun süredir yapmakta,en son Antakya ve Adana’da yakalanan İHH tırlarının içinden kilitli havan, roket başlığı gibi mühimmatların çıkması ve bu durumda AKP’lilerin panikleyerek yapılan sevkiyatı savunması  AKP’nin ne kadar savaş şakşakçısı olduğunu bir  kez daha gözler önüne sermiştir.
Bizler,din ve vicdan sömürüleriyle toplanan bu paraların halklara ölüm olarak geri döndüğünü biliyoruz. AKP’nin savaşı körükleyen, savaşın çığırtkanı ve şakşakcısı politikalarını reddediyoruz.
gencumut.org 

“Çocuk Gelinler ve Pedofili” Üzerine

12 yaşında evlendirilen ve 14 yaşında evinde ölü olarak bulunan Kader’in ardından, küçük yaşta evlendirilen kız çocuklarına ilişkin tartışmalar alevlendi. “Çocuk gelinlere hayır!”, “Çocuk gelin değil, zorla evlendirme yoluyla çocuk istismarı!” ve nihayetinde “Çocuk gelin yoktur, pedofili vardır!”a dönüşen sloganıyla iyi niyetle yola çıkılmış kampanyalardı bunlar.  ‘Küçük yaşta evlendirilen çocuklar’ sorunuyla pedofili arasında özdeşlik kuran bu kampanya sloganının sorunlu olduğunu ve üzerine çok tartışılmadığını düşünüyordum. 
Geçtiğimiz günlerde Birikim Dergisi’nin internet yayınında çıkan “ Çocuk Gelinler ve Pedofili”[1] adlı konuya ilişkin yazı tartışmayı yeniden gündeme getirdi. Uzayan tartışmalarla asıl konunun uzağına düştüğümüzü hissettiğimden, bu fırsatla, bir feminist ve bir psikolog olarak konuya ilişkin küçük bir not da ben düşmek isterim.
Hayatımızın her alanında karşımıza çıkan psikolojik kavramlar çok da masum tanımlamalar değillerdir. Aksine, psikolojinin çoğu zaman, toplumsal sorunların çözülebilirliğini görmezden gelmeye, onları bireylerin psikolojik sorunlarıymış gibi göstermeye (örn., Prilleltensky, 1994), diğer bir deyişle var olan sistemin meşrulaştırılmasına hizmet ettiğini görürüz.
“Çocuk gelin yoktur, pedofili vardır” kampanyası sorunu psikolojikleştirerek farkında olmadan çözümün tek tek bireylerin sağaltımıyla mümkün olabileceği algısını yaratıyor. Klinik tanı kriterlerinde pedofili, “en az 6 aylık süre boyunca, kişinin ergenlik dönemine girmemiş bir çocukla ya da çocuklarla (genellikle 13 yaşlarında ya da altında olanlarla) cinsel etkinlikte bulunma ile ilgili yoğun, cinsel yönden uyarıcı fantezilerinin, cinsel dürtülerinin ya da davranışlarının yineleyici bir biçimde ortaya çıkması” şeklinde tanımlanır ve bu tanı parafililer, yani cinsel sapkınlıklar diyebileceğimiz tanı grubunda incelenir (DSM-IV-TR; APA, 2000) (DSM tanı kriterlerinin, ne tür bir bilimsel dayatmanın ürünü olduğu bu yazının konusu dışındadır). Bu tanıdan hareketle, “sorun tam da bu!” diyebilirsiniz; ancak soruna salt pedofili olarak baktığımızda, iktidarların pek çok kez olduğu gibi, sorunu münferitleştirerek “tedavi edilmesi elzem birkaç vaka” yaratmayacağını, toplumsal bir arızayı görmezden gelmeyeceğini söyleyebilir miyiz?
Küçük kız çocuklarının cinsel ilişkide rızası olduğuna kanaat getiren mahkemeler, kadın bedeni üzerinden politika yürüten iktidar, kutsal aile, suçu kız çocuklarına, kadınlara yükleyen iki yüzlü ahlak ittifakını bu şekilde nasıl ifşa edebiliriz?
Ya da kıskançlık sebebiyle işlenmiş cinayetin sanığına paranoid, eşine şiddet uygulayana da öfke kontrol bozukluğu mu demeli?
Sosyal medyada oldukça tepki toplayan adı geçen yazıyı, üslubundan böyle bir anlam çıkarmak oldukça zor olsa da, küçük yaşta evlendirilen kız çocuklarına ilişkin başlatılan bu kampanyanın durumu açıklamada yetersiz kaldığı, bu şekilde evlilik yapmış her erkeğin pedofil olarak adlandırılamayacağı ve bunun toplumsal bir olgu olduğunun altının çizilmesi gerektiği şeklinde okudum. Ya da kampanyanın sloganından duyduğum rahatsızlık ve yazının Birikim’de yayımlanmış olmasından dolayı, farklı bir öneri getiriyor olabileceği önkabulü ile yazıyı bu şekilde anlamak istedim. Zira, yazı bu haliyle, Birikim’de değil de örneğin; Yeni Şafak’ta karşınıza çıksa çocuk evliliklerinin çoğunun masumane olduğu iddiası mı taşıyor diye de düşündürebilir. Çünkü, kültürelliğe ilişkin vurgu yanlış anlamalara çok açık ve yazı bu bakımdan derdini net bir biçimde ortaya koyamıyor
Meselenin yakıcılığı, yürütülen kampanyalarda kullanılan dilin iktidarların işine yarayıp yaramadığı konusunda temkinli olmayı gerektirdiği kadar, konuya ilişkin tartışmaların da her bir ifadenin titizlikle ele alındığı bir düzlemde yapılmasını gerektiriyor. Aksi takdirde kampanyayı eleştireceğim derken, “çocuk evlilikler masumane” diyen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nın diline ortak oluveriyorsunuz.
Kısaca söylemek gerekirse, kız çocuklarının evlendirilmesinden kadın cinayetlerine bu mesele; aileden devlete sistemli bir biçimde örgütlenmiş değerlerin beslediği toplumsal bir arızadır. Bu arızayı tek tek bireylerin sapkınlığına indirgemek, niyet bu olmasa da, bütünün görmezden gelinmesine fayda sağlar. Toplumsal olgular münferitleşir, münferit bozukluklar tedavi edilir, tümden bir çözümün olanaksızlığına inanç beslenir ve kurgu devam eder.
 Gözde Kıral / Vira Verita

Kaynaklar
American Psychiatric Association (APA). (2000). DSM-IV tanı ölçütleri başvuru elkitabı. Yeniden gözden geçirilmiş baskı.(DSM-IV-TR). Washington D.C: APA.
Prilleltensky, I. (1994). The morals and politics of psychology: Psychological discourse and the status quo. Albany, NY: New York University Press.

[1] Solmaz, Metin (22 Ocak 2014). Çocuk gelinler ve pedofili. 28 Ocak 2014,http://www.birikimdergisi.com/birikim/makale.aspx?mid=1077.

Ergani'de 26 çocuk anne oldu!


Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde yaşları 16 ile 17 arasında değişen 26 çocuğun "anne" olduğu bildirildi.

Ergani'de 2013 yılında Devlet Hastanesi doğum servisine müracaat eden 18 yaş altı 26 kız çocuğu doğum yaptı. Erken yaşta doğum yapanların çoğu herhangi bir sosyal güvencesi olmayan, akraba evliliği yapan kişilerden oluşurken, hastanede doğum yapan 18 yaş altındaki kişiler, hastane yetkilileri tarafından güvenlik güçlerine bildiriliyor. Küçük yaştaki kızların doğum yapmasıyla ilgili olarak savcılığa sevk edilen ailelerin ifadeleri alınırken, yasalara göre 15 yaş sınırında bulunan kız çocuklarının ebeveynlerin iznine bağlı evlilik gerçekleştirdikleri için savcılık takipsizlik kararı veriyor. Özellikle kırsal kesimlerde resmi rakamların çok üzerinde kayıt dışı doğumlar yaptırıldığı belirtiliyor.
18 yaş altı doğum vakalarının gerek anne ve bebek sağlığını olumsuz yönde etkilediğini, gerekse sorunun sosyolojik anlamda çok vahim bir aşamaya geldiğini belirten sosyolog Nuran Aslan, "Erken yaşta gebelik hem annenin sağlığını olumsuz yönden etkiliyor, hem kadına daha küçük yaşta sosyal sorumluluklar yüklüyor. Batıdaki akranları oyun oynarken bu çocuklar annelik gibi zor bir sorumluluğa giriyor. Bu da anne ve çocuğun gerek beden sağlığını gerekse ruh sağlığını son derece olumsuz etkiliyor. Erken yaşta evliliklerin meydana geldiği ailelerin yapılarını irdelediğimizde; ekonomik anlamda sıkıntı yaşayan, çocuk sayılarında artış olan ailelerin genellikle henüz fiziksel ve zihinsel gelişimlerini sağlayamamış çocuklarını bir nevi kurtuluş yolu olarak evlendirme yoluna gittiklerini görüyoruz" dedi. 

"YASALAR KÜÇÜK YAŞTA EVLİLİKLERİ MEŞRULAŞTIRIYOR"Yürürlükte olan yasaların özellikle feodal kesimlerde yaşanan erken yaşta evlilikleri ve toplumsal bir yara olan çocuk gelinler olgusunu meşrulaştırdığını ileri süren Aslan, "Ülkemizde yürürlükte olan mevcut yasalar ebeveynlere, 15-16 yaşında olan bir kız çocuğunun ailesinin rızasıyla ve mahkeme kararıyla evlendirilebileceği iznini veriyor. Henüz gelişme çağında olan; fiziksel ve zihinsel gelişim aşamasında evrim süreci geçiren kız çocuklarının aileleri tarafından bu yaşlarda evlendirilmelerinin yasalarla güvence altına alınması çok vahim bir durumdur. Kadın ve aile politikalar bakanlığının bu konuda yürürlükte olan yasaların değiştirilmesi anlamında ivedi bir şekilde yeni düzenlemelere gitmesi gerekmektedir" diye konuştu. 


dha

Yargı çocuğun kafasını dipçikle parçalayan polisin sırtını sıvazladı

16 yaşındaki çocuğu kafasına dipçikle vurarak yaralayan polis bir gün bile cezaevinde kalmadı, polise verilen 6 ay 7 günlük ceza kesinleşti, ertelendi 
Hakkâri’de 2009 yılında, DTP’nin düzenlediği protesto gösterisine katılan 16 yaşındaki Seyfullah Turan polisin eyleme saldırması üzerine alandan uzaklaşmaya çalışmıştı. Özel harekâtçı polis memuru Bahadır Turan boş bir arazide yakaladığı küçük çocuğu yere yatırıp kafatasına silahının dipçiği ile defalarca vurdu. Kafatasında kırıklar oluşan Seyfullah Turan 4 gün yoğun bakımda kalmıştı.
Adli Tıp: Hayati tehlike var
Turan’ın ailesi, polis memuru hakkında ‘kasten öldürmeye teşebbüs ve işkence’ suçundan suç duyurusunda bulundu. İstanbul Adli Tıp Kurumu, Seyfullah Turan’ın ‘aldığı darbe nedeniyle hayati tehlikesinin oluştuğuna’ ilişkin bir rapor verdi. Savcılık, polis memuru hakkında ‘kasten yaralama’ suçundan 5 yıl hapis cezası istemiyle dava açtı. “Güvenlik” gerekçesi öne sürülerek Isparta 3. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilen davada mahkeme, ‘Polisin meşru müdafaa halinde ve psikolojisinin bozuk olduğu, zor kullanma yetkisini kullandığı gibi’ savunmaları dikkate alarak, çocuğun ölümden döndüğü olayda sanığa sadece 6 ay 7 gün hapis cezasına hükmetti. Mahkeme ise verilen cezanın süresinin 2 yılın altında olması nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verip, cezayı erteledi.
‘İşkence meşrulaştırılıyor’
Karara Seyfullah Turan’ın avukatı itiraz etti. İtirazı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesi ceza 2 yılın altında olduğu için ‘kararın temyize tabi’ olmadığını belirterek, dosyayı mahkemesine iade etti. Yargıtay’ın dosyayı iade etmesi üzerine dosya itirazın incelenmesi için üst mahkeme konumundaki Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Bu mahkeme de itirazın reddine 3 Ocak’ta karar verdi. Böylece polis memuru bir gün bile cezaevinde kalmadan hakkında verilen ceza kesinleşmiş oldu. Seyfullah Turan’ın avukatı Münip Ermiş, karara tepki göstererek, “Bir trafik kazasına verilen ceza ile bir çocuğun hayati tehlikesini oluşturacak şekilde şiddet uygulayan polis memuruna verilen cezanın aynı olması son derece düşündürücüdür. Bu karar, Türkiye ’deki yargı sisteminin ne durumda olduğunu, yargının işkenceyi meşrulaştırdığının göstergesidir” dedi.

Radikal

16 Yaş 27 Lira 4 Yıl


Maraş’ta bakkal dükkanından para çaldığı iddiasıyla 16 yaşındaki çocuk çıkarıldığı mahkemede 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Sümer Mahallesi’nde meydana gelen olayda Necati A.’ya ait olan bakkalda, bakkal sahibinin açık unuttuğu kasadan 27 Lira alan İ.B., dükkan sahibinin şikayeti üzerine parmak izi teşhisi yapıldı. Polisin başlattığı soruşturma sonucu İ.B. hakkında ‘bina içerisindeki eşyaya karşı geceleyin hırsızlık’ iddiasıyla Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı’na kamu davası açıldı.

‘Kamu adına dava açıldı’
16 yaşındaki İ.B.’nin tutuksuz yargılandığı dava Kahramanmaraş Çocuk Mahkemesi’nde görüldü. Kendisine yöneltilen suçlamaları kabul eden çocuk için suçun işlendiği sabit olduğundan TCK’nın 142. Maddesi gereğince takdiren teştiden 4 yıl hapis cezası verilmesi, verilen cezanın sanığın yaşının küçük olması sebebiyle 2 yıl 8 aya indirilmesi karara bağlandı. Mahkeme heyeti ayrıca sanığın mahkemedeki saygılı davranışını göz önünde bulundurarak cezanın 2 yıl 2 ay 20 güne düşürülmesine hükmetti.

Bakkal sahibi Necati A. İse zararının olmadığını söyleyerek şikayetçi olmadığını belirtti. Çocuk için kamu davası açıldığı için dava dosyası temyiz için Yargıtay’a gönderildi.


Çekirdek Çocuk

Okuldaki tatbikatta ölüme 5 yıl


Bitlis'in Ahlat ilçesinde okuldaki yangın tatbikatında meydana gelen patlama sonucu ölen 17 yaşındaki Onur Akgün davasında karar çıktı. Okul müdür yardımcısı ve bir öğretmene 5 yıl 6 ay hapis cezası verildi.


Bitlis Ahlat Çok Programlı Lisesi’nde iki sene önce itfaiyeden ve kaymakamlıktan izin alınmadan yapılan yangın tatbikatındaki ihmal sonucu ölen 17 yaşındaki Onur Akgün davasında karar çıktı. Biri müdür yardımcısı 2 öğretmen 5 yıl 6 ay, 3 öğretmen de 8 ay 10 gün hapis cezası aldı.
28 Kasım 2011’deki yangın tatbikatı biterken okul bahçesinin ortasında yakılan ateş sönmek üzereyken okul yöneticileri ve öğrencileri birlikte fotoğraf çektirmek istedi. Ateşin sönmesi üzerine öğretmenlerden biri, öğrencilerden depoya gidip tiner getirmesini istedi. Öğrenci tineri küllere döktüğü anda büyük bir patlama yaşandı. Onur ve 10 genç yaralandı. Onur ağır yaralıydı.  Aylarca tedavi gördü. 10 ameliyat geçirdi. Son ameliyatta hayatını kaybetti. Aile, okuldaki sorumlular hakkında dava açtı.
Bitlis Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada okul müdür yardımcısı ve 5 öğretmen 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandı. Salı günü 7. duruşması yapılan davada karar çıktı. Tatbikat sırasında görevli olan sanık metal öğretmeni Güven Koçbay ve müdür yardımcısı Selçuk Aslan'a 'taksirle ölüme ve birden fazla kişinin de yaralanmasına sebebiyet verme suçundan 5 yıl 6 ay 20 gün hapis cezası verildi. Diğer sanıklar öğretmen Cihan Sancı, müdür Mehmet Nesim Danışman ve başmüdür Hüseyin Eralp'e de 8 ay 10 gün  hapis cezası verildi. Ancak 3 sanık için hükmün açıklanması geri bırakıldı.
‘Oğlumu geri getirmez’
Al Jazeera Turk’e konuşan Anne Melek Akgün, kararla oğlunun geri gelmeyeceğini belirterek şöyle konuştu: “Karar tatmin etmedi. Ama başka davalara örnek olsun. Okulda ölen efe Boz’un davası 3,5 yıl oldu devam ediyor. Karar çıkmadı. İki buçuk yıldır çok zor günler geçiriyoruz. Ailece psikolojimiz bozuk. Diğer 2 çocuğuma istediğim gibi annelik yapamıyorum.”
‘Hapse girecek ilk sorumlular’
Gündem Çocuk Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Onur Yılmaz ise, kararın okulda yaşamını yitiren bir çocukla ilgili davada hapse girecek ilk sorumlular olması açısından önemli olduğunu vurguluyor.

11 yaşındaki çocuğun boynuna ip bağlayan sistemin adı nedir?


11 yaşındaki çocuk işe gitmediği için iş sahibi tarafından boynuna ip bağlandı ve bir saat boyunca motosikletin arkasında yürütüldü.

Muğla'da yaşanan olayda çalıştığı berber dükkanında iş yeri sahibinin parasını vermediği ve kendisini dövdüğü gerekçesiyle işe gitmeyen 11 yaşındaki B.A.G, ceza olarak boynuna ip bağlanarak 1 km boyunca bir motosikletin arkasında yürütüldü. Ardından gittiği dükkanda da patronu tarafından tekrar darp edilen çocuğun çevredeki dükkanların güvenlik kamerasına yansıyan görüntüleri:

http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video/34269/11_yasindaki_ciragini_boynundan_motora_baglayip_surukledi.html

Çocuk emeği sömürüsünün başlıca sebeplerinden olan çocuğun karşılaşacağı baskıya olan direnme eğiliminin zayıflığı iş verenler ve aileler tarafından şiddete dayalı bir çalışma koşu yaratıyor. Öte yandan meydana gelen olaylar için açılan davaların ise sonuçsuz bırakılması çocuk emeği sömürüsünü ve buna bağlı olarak sistematik işkencelerin de önünü açıyor. Her şeyin tüm açıklıkla ortada olduğu bu konunun takip edilmesi, bundan cesaret alarak yanında çalıştırdıkları çocukları şiddete maruz bırakanlar için de yeni bir cesaret kaynağı olmaması içindir.

Çekirdek Çocuk

'Öyle Bir Geçer Zaman ki' çocukların psikolojisi bozulur


Ekranların beğeniyle takip edilen 'çocuk işçi'si 6 yaşındaki Emir Berke Zincidi'nin psikolojisi bozuldu.

'Öyle Bir Geçer Zaman ki' dizisinde 'Osman' rolüyle ünlenen 6 yaşındaki Emir Berke Zincidi'nin psikolojik sorunlar yaşadığı ortaya çıktı. Bölüm başına 2 bin lira alan Zincidi'nin sette "Bu setin en iyi oyuncusu benim. Herkes beni çok beğeniyor. Ben rolümü çok güzel oynuyorum. Mimiklerimi iyi kullanıyorum" diye bağırıp travmalar geçirdiği belirtildi.

Çocuğuna izlettirmediği dizide çocuk oynuyor
Dizide Ali Kaptan'ı canlandıran Erkan Petekkaya, oğlu Can'a etkilenmemesi için diziyi izlettirmediğini açıklamıştı. Oğlunu iki kere sete götürdüğünü anlatan Petekkaya, "Diziyi izlettirmiyorum. Sadece fragmanlarda görüyor. Çocuğumun beni öyle izlemesini istemiyorum. Çok etkileniyor çünkü" demişti.
Psikologlar, konuyla ilgili çocukların saatler süren çekimlerde yer almasının, hem fiziken, hem zihnen sağlıklı olmadığını söylüyor.

Emir Berke Zincidi ile gündeme tekrar gelen küçük yaşta çocukların setlerde çalıştırılması yeni değil. Yıllardır reklamlarda, dizilerde, yarışma programlarında küçük yaşta çalıştırılan çocukların yaşadığı sosyal ve psikolojik rahatsızlıklar ya çocuklar tarafından ya da konuya duyarlı sanatçılar tarafından dile getirilmiş, gereken önlemlerin alınması istenmişti. Önlem almak bir yana yetenek yarışması adı altında başka bir istismar biçimi olan çocuk emeğinin sömürüsü sürüyor.

Medyada çocuklar nasıl görülüyor?Mağdur çocuklar: % 31,5; ’Şirin çocuklar’ (nedensiz görüntüler): % 26,7; ’Minik şeytanlar’ (şeytanlaştırılan çocuklar): % 10,8; ’Bu çocuklar bir harika’ (olağanüstü çocuklar): % 9,7; ’Aksesuar olarak çocuklar’ (yani, anne babaların malı): % 8,4; ’Günümüz çocukları!’ (yetişkinlerin geçmişle ilgili nostalji duyguları): %7,5; ’Minik melekler’ (asla yanlış yapamazlar): % 5,4.)

Sine-Sen: “Çocukların sette 15–16 saat bekletildiği oluyor”
Türkiye Sinema Emekçileri Sendikası Sine-Sen, çocuk oyuncuların çalışma koşulları anlamında normal çalışanlardan bir farkı olmadığı görüşünde. Sine-Sen örgütlenme uzmanı Zafer Ayden’in anlattığına göre, en çok şikâyetçi oldukları konu, uzun çalışma saatleri: “Kimi çocukların günde 15-16 saat setlerde bekletildiği oluyor. Uyku saatlerine dikkat edilmeden, belki öğrenimleri de engellenerek, okullardan rapor alarak çalışıyorlar. Herhangi bir sosyal güvenceleri de yok. Kayıtlı çalışmıyorlar. Sabahın köründen, gecenin bir yarısına kadar çalışan çocukları sette uyurken gördüğümüz oluyor.”

Çocuk emeği sömürüsünün sempatik hali: Çocuk Oyuncular
İthal, aşırma televizyon şovlarında çocukların sanat adına yarıştırılması çocukların yetişkinler gibi giydirilmesi, istismara yol açacak görüntülerin bilinçli olarak gösterilmesi son dönem yayıncıların yedek sermayesi oldu. Çocukları kültür sanata özendirme palavralarıyla düzenlenen yarışmalar, baskın, tutucu aile dizileri ailenin çocuk üzerindeki tahakkümünü çeşitlendirdi. Çocuk işçiler tarım alanında, organize sanayi bölgelerinde, sokaklarda emek ve beden sömürüsüne maruz kalırken ekranlarda karşımıza gelenin benzer bir sömürü biçiminin estetize edilmiş olduğunu görelim.

Çekirdek Çocuk


Gel Gel Gel İnsafa Gel. “İnsafa Gelecek” Kan Kardeşler


Kız çocuklarının zorla evlendirilmesini durdurmak için hep bir ağızdan erkeklerden rica edelim: İnsafa "Gelin"! 

Allah aşkınıza insaf edin! Çocuklara tecavüz etmeyin artık! Büyüklük sizde kalsın, bak Allahın adını verdim.

İnsaf! Kadınlarla ilgili bir dernek kız çocuklarının zorla evlendirilmesini önlemek için erkeklerin merhametine seslenmeye, merhamet dilemeye karar versin! Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı da çıkıp “ben koskoca bakanlığım. benim işim merhamet, vicdan dilemek değil. ben çocukları devlet mekanizmalarıyla nasıl koruyacağımı düşünürüm, yasa yaparım, politika geliştiririm, çocukları korurum” demek yerine kampanyaya destek versin. Kız çocuklarının zorla evlendirilmesini durdurmak için hep bir ağızdan erkeklerden rica edelim: İnsafa “Gelin”!

KADEM (Kadın ve Demokrasi Derneği) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın desteğiyle böyle bir kampanya başlattı: İnsafa “Gelin”. Yaratıcılık harikası bu sloganı kavramayı başaramazsak diye tırnak işaretiyle parlattıkları “gelini” bir de resmetmişler. Başsız olarak. (Kafa kesmeli kadın cinayetlerinin üçüncü sayfaları doldurduğu güzide ülkemizde imgelemlerimizi şenlendirecek harika bir görsel. Tebrikler!)

insafa gelin 2

Dün akşam twitter’da @insafagelin etiketiyle başlatılan kampanya, elinde oyuncak ayı tutan başsız gelin görselinin üzerindeki üçüncü sınıf korku filmi jeneriği fontlu “Çocuktan Gelin Olmaz” yazısından da anlaşıldığı gibi “çocuktan gelin olmaz” diyor. Diyor demesine ama bunu demek KADEM’e, Aile Bakanlığına, kampanya yürütücülerine ve destekçilerine yetmiyor nedense . “Çocuk gelin” lafı yerine “çocuktan gelin olmaz” cümlesi tercih edilmiş olduğu için içimize su serpilebilecekken, bu cümleyle değil de İNSAFA “GELİN” gibi her açıdan korkunç bir sloganla yürütülüyor kampanya.

Çocuk istismarının onlarca çeşidi var. Türkiye’de “çocuk yaşta evlendirme”, istismarın toplumsal ve geleneksel olarak en kabul göreni, yasal zemini de kaygan/elverişli biçimde vuku bulanı. Konu, geçtiğimiz hafta 14 yaşındaki (evli ve çocuklu) Kader’in “şüpheli” ölümüyle (intiharsa da cinayet olmayacakmış gibi!) bir anda herkesin aklına düştü. Her yerden “çocuk gelin” ve “pedofili” lafları esip yağıyor. (Durumu olağanlaştıran “çocuk gelin” ve bir hastalık ismiyle tıbbileştien/marjinalleştiren “pedofili” kelime tercihleri üzerine düşünmek için bknz: Hülya Gülbahar’ın bugün T24′te yayımlanan yazısı)

Çocukların cinsel, fiziksel, duygusal istismarı tartışması çok zor bir konu. Doğru terimleri, kelimeleri seçmek bile zor. Ama kesin olan bir tek şey varsa çocuk istismarının “insaf” çağrısı yaparak çözülemeyeceği.

Twitter’da dün akşam #insafagelin etiketiyle yazılanlara bakınca bu ricanın arkaplanı açıkça görülüyor. Çocuklar aile kurmanın sorumluluğunu taşıyamayacak kadar “çocuk” oldukları için, evlilik onu evcilik sanan çocuklara bırakılamayacak kadar ciddi bir müessese olduğu için “insafa gelin” çağrısı yapanlar da var, eğitimsiz ve mal mülk peşindeki babalar insafa gelse sorunun çözüleceğine inananlar da…

Aile kurmak sorumluluk ister. Çocuk gelinlere hayir ! #insafagelin
Toplum vicdanı harekete geçmeli. #insafagelin
Töresel inanışları İslami referanslardan bağımsız değerlendirmek gerekir. #insafagelin
Erkek çocuklarımız çocuk yaşta hapisle tanışmasın. #insafagelin
Vicdanlı Babalar #İnsafaGelin
Başlık parası diyerek, zengin damat diyerek kızını satan adamlar #insafagelin
Evlilik ‘evcilik’ değil !! #insafagelin
Herkesi mutlu etmeyebilirsin ama kimseye eziyet vermeyebilirsin…#insafagelin


(Ve finali ezeli ve ebedi sloganımız yapar:)

Eğitim şart #insafagelin

İnsafa “Gelin” istisnai bir çağrı değil aslında. Kadınları/çocukları “kurtarmak” maksadıyla erkeklerin şefkatine, merhametine, erkekliğine seslenen kampanyadan geçilmiyor ortalık. Sadece Türkiye’de de değil, tüm dünyada erkeklerin erkeklikleriyle vicdanlarını aynı anda okşamayı hedefleyen bu kampanyalar aldı başını gidiyor. Erkeksen Öfkeni Yen!
Gerçek Erkek Kız Çocuğu Satın Almaz! (Real Man Don’t Buy Girls!)Baba Beni Okula Gönder! İnsafa “Gelin”! Bir değil iki değil, bu kampanya örnekleri giderek çoğalıyorsa işkillenmenin vaktidir.


Bu kampanyalar merhamet, vicdan gibi lafları dolaşıma sokmak tecavüzü/erkek şiddetini/çocuk istismarını mümkün kılan yapıyı görünmez kılıyor, bu kesin. Bir takım hatalı erkekler (eğitimsiz olanlar) hatalarını düzeltirse dünya bayram olacakmış gibi, meseleyi bireyselleştiriyor. Patriyarkayı, erkeklerin egemen olduğu bir koca ve bütün sistemi, karşısında mücadele edilecek bir “sorun” olmaktan çıkarıyor, bu da kesin. Erkeklere seslenip gerçek erkek şöyle olur böyle olur diyerek erkekliği pek matah, çok mühim, şahane birşey olarak yeniden yeniden baş tacı ediyor, yok saydığı sistemi besliyor, bu en kesin.

Ama erkeklere insaf, merhamet çağrısı yapan bu kampanyalar yalnızca erkeklere seslenmiyor. Hatta erkeklerden daha çok kadınlara sesleniyor. Bence işkillenmemiz gereken nokta tam da bu. Kadınlara, erkekliği okşamakla uysallaşıp sakinleşecek bir şeymiş gibi satmaya çalışıyorlar. (Yerini yadırgadı, ondan böyle huysuz. Hafifçe başını okşayın, kulağına güzel sözler fısıldayın, sakinleşir. Gerçek kadın erkeğini uysallaştırabilendir!) Hem koskoca bakanlık/devlet sorunların çözümünü erkeklerin insafına bırakıyorsa, bir kadın tek başına ne yapabilir ki? Komplo teorisi gibi olmasın. Bu sorunun cevabından korkan takım elbiseli, siyah gözlüklü adamlar masa başına kampanya üretiyorlar demiyorum. Ama boşanmalar artmasın, aileler dağılmasın, kadınlar analık görevlerini ihmal etmeden çalışsınlar, aile bütçesine katkı yapsınlar, aile içinde nefes alsınlar, varlıklarını aileye/millete/devlete armağan etsinler derken derken bu kapanı korumanın yolunu yöntemini de düşünüyor birileri illa ki.

İnsaf, merhamet, vicdan kelimelerini görür görmez #işkillenmekşart !

Nimet Alıcı / 5 harfliler

Okul enkazında çalışan çocuklar: Okul harçlığımızı çıkarıyoruz

 

Hakkari’nin Yüksekova ilçesinin Yenimahalle mahallesinde bulunan ve daha önce Yüksekova Yatılı Bölge Okulu Pansiyonu olarak kullanılan binanın yerine yeni bir ilköğretim okulu yapılacak. Yüksekova Haber’e göre, ihaleyi alan müteahhit firma, binaların yıkımına başladı.
Sabah erken saatlerinde başlayan yıkımlar sırasında çok sayıda çocuk okul harçlıklarını çıkarmak için demir toplamanın yarışına girişti. Çocuklar, kilosunu 35 kuruşa sattıkları demirleri toplamak için dondurucu soğukta betondan demirleri arkadaşlarının yardımıyla ayırmaya çalıştı.
İş makinaları yıkım işlemi yaparken demirleri toplamaya çalışan çocuklar hayatlarını tehlikeye atıyor. Yüksekova Haber’e konuşan Emrullah adındaki çocuk, yanlarında getirdikleri demir kesme makaslarıyla kestikleri demirleri satarak okul harçlıklarını çıkarmaya çalıştıklarını, üşüdüklerinde yaktıkları ateşin etrafında toplanarak ısınmaya çalıştıklarını anlattı.

Emrullah konuşmasına şöyle devam etti: “Okul çıkışında buraya geliyoruz. İş makinaları yıkım için çalışıyor. Taş düşebilir kafamıza, tehlikelidir ama ne yapalım demir topluyoruz. Sabahtan beridir buradayız. Ekmeğimizi taştan çıkarıyoruz” dedi.
Sendika.org