Site içi arama

Erdoğan kendi çocuklarını hibe etsene…

Bayram, bayram diye her yerde konuştu. Konuştukça akıl süzgecinden geçirilmeyen,  muhafazakâr akıldan çıktığı belli olan sözcükler bir kez daha ipi kopmuş boncuk taneleri gibi ortaya dağılıverdi. Erdoğan kendini nerelerde görüyor ise kendini kadınlar adına karar vermeye, konuşmaya yetkili görüyor. Konuşmanın ötesinde kadınların bedenleri, yaşamları ile ilgili her alana bekçilik yapmaya çalışıyor.







Uzunca bir dönemdir kadınların kaç çocuk doğurması gerektiği üzerine konuştu durdu. Böylece kadınları ev-çocuk arasına hapsetmeye çalıştı. Öyle ki üç çocuk söylemine karşı çıkan kadınları, kadın kurtuluş hareketini ülkenin çıkarını düşünmemekle suçladı. Çocuk yaşta çalışmak zorunda kalanları, işsizliği, çocuklara bakmak zorunda olan kadınların kaybolan yaşamlarını aklına getirmeden üç çocuk da üç çocuk dedi. Bu günlerde de bu söylediği sanki önemsizmiş gibi bununla ilgili bir yasa yok diyerek konuşmaya şöyle devam etmektedir. Başbakan Erdoğan, İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde, partisinin İstanbul il başkanlığının Ramazan Bayramı nedeniyle düzenlediği bayramlaşma töreninde, “Bizim yaşam tarzımıza karışıyorlar, nerden çıktı bu 3 çocuk filan diyorlar. Böyle bir yasa yok. Ben bir başbakan olarak 3 çocuğu tavsiye ediyorum. Bu benim en doğal hakkımdır. Kimseye silah dayamıyoruz. Ben bu davaya gönül vermiş hanım kardeşlerime gelin en az 3 çocuğu bu vatana hibe edin diyorum. Ha yapmayacak, yapmasın. Öyle bir derdimiz yok. Ama biz AK Parti olarak böyle bir teklifi yapıyoruz. Böyle bir yasa da getirmedik, böyle bir şey de yok. Bu, isteğe bağlı. Bunu da müsaade edin de söyleyeyim yani. Bu kadar da hakkım olsun. Yani bunu Rusya Federasyonu’nda Vladimir Putin söylediği zaman oluyor da Türkiye’de Tayyip Erdoğan söylediği zaman neden rahatsız oluyorsunuz. Avrupa devletlerinin birçoğunda doğumla ilgili paralar destekler verince oluyor da, biz daha bu tür desteklere daha girmedik… Neden rahatsız oluyorsun. 76 milyon değil inşallah daha fazlası. İnşallah ben annelerimize güveniyorum. Annelere de babaların ciddi anlamda destek olması gerektiğini hatırlatıyorum” diyor.*
Bir başbakanın böyle bir konuşma yapması tarihi bir hatadır. Ama Erdoğan böyle bir konuşma yaptığına göre bize de kadınların bedenleri üzerinden elini çek demek kalıyor. Ama bunu demeden önce söylediği sözün kadınlar için ne anlama geldiğine bakmak gerekiyor. Üç çocukla ilgili yasa yok, tavsiye de bulunmak. Erdoğan elinden gelse kürtaj konusunda yapmaya çalıştığı gibi üç çocuk ile ilgili yasa çıkaracak. Üç çocuk doğurma zorunluluğu… Yasalarla tanımlanan bir görev olacak. Arkasından görev yerine getirilmediğinde ceza. Neyse ki yasa yok. Yasa olmadığı için tavsiye ederek bir ölçü oluşturmaya çalışıyor. Erdoğan’ın tavsiyesine uyanlar ve uymayanlar. Hem üç çocuk doğurup hem de vatana hibe ettiği için vatana bağlı olanlar, uymayıp vatana bağlı olmayanlar. Erdoğan’ın tavsiyeleri üç çocukla sınırlı değil. Üç çocuk doğdu. Bir de bunların vatana hibe edilmesini gerekiyor. Eskilerden kullanılan bir atasözü vardı.Ana-babalar bir çocuk  bir ustanın yanına ya da  okula  gitmeye başladığında  ‘’eti senin  kemiği benim,, derlerdi.Ama Erdoğan’ın tavsiyesinde  çocuklardan geriye kemik de kalmayacak. Yani eti de kemiği de vatana bağışlanacak. Tavsiye bu. Kimseye silah dayanmıyor. Tavsiye ediliyor. Ve en doğal hak olarak görüyor Erdoğan’ın tavsiyelerinin altında neler var. Kadınları asli görevleri olarak görülen annelikle tanımlamak ve göndermek. Özellikle çocuklu kadınların erken emekliği gibi kadınları eve ve çocuk bakmaya yönlendirmek için yasal düzenlemelerin yapılması. Hasta, engelli bakımı, duygusal sorunların çözümü gibi sosyal bir devlet düzenlemesinde olması gereken yükümlülükleri aileye yükleme. Bunun için de aile kurumun (içi kadınlar için ateş olsa da) sürdürülmesi için çaba harcamak. Ve kadını çocuk bakımı, esnek üretim ile eve bağlamak. Yani kadınların ev dışında görünürlüklerini ortadan kaldırmak. Kadınları ev-çocuk bakımının içinde hapsetmek. Kadını değil aileyi, anneyi esas almak. Peki, farz edelim ki kadınlar bu rolü, tavsiyeyi kabul ettiler. Doğan çocuklar ne olacak. Zaten hali hazırda genç nüfusu olan bir ülke. Daha da artan genç nüfus ne yapacak. Bunun için sayıları hızla artan çocuk işçiler, kısa yoldan meslek edinene, paralı eğitime güçleri yetmeyen çocuklar, okuduğu alana uygun iş bulamayıp polis ya da uzman çavuş olarak kısa sürede cansız bedenlerinin evlerine geldiği gençler,
Daha ucuza çalışacak iş bulmak için bir biri ile rekabet etmek zorunda kalacak gençler,
Kendi çıkarı olamayan, devletin, sermayenin, silah sanayinin daha çok kazanması için başka ülkelerde adı barış-demokrasi olan savaşlarda ölmek için gidecek, genç ölü bedenlerinin arkasından vatan sağ olsun denen gençler…
Parasız olması gereken sağlık, eğitim, barınma gibi hizmetlerden daha çok kar elde edebilmek için…  Hala çalışanların çoğunlu çocuk olan tekstil atölyelerinde daha fazla çocuk çalışması ve hastalanması için…
Erdoğan’ın uluslararası pazarlıklarda elini kolaylaştırma için her an vatan sağ olsun diye ölüme, sömürülmeye hazır bir gençler.
Tüm bu süreçlerden eline geçecek paraları, erkeğin ve erkek egemen sistemin-devletin güçlenen iktidarı düşündükçe Erdoğan’ın iştahı kabarmaktadır. Çözümü de kadınlar üzerinden oluşturmaya çalışmaktadır. Erdoğan’a çözüm yerine kadınların bedeninden elini çekmesini tavsiye ediyorum. Kaç çocuk doğuracağına, ne zaman doğurtacağına kadınlar kendileri karar verebilir. Çocukların vatana hibe edilmesi meselesine gelince önce Amerikalarda okuttuğu çocuklarını hibe etsin. Onlar tekstil atölyelerinde, asgari ücretin altında günde on iki saat çalışsınlar. İşsiz kalsınlar. İşsiz kaldıklarında arkalarında faizsiz krediler verecek bankaları olmasın. Önce Erdoğan’ın arkasından da diğer zengin tayfanın çocukları… Onlar çocuklarını hibe etsinler. Sonuçta bu vatanda yaşayan tüm emekçilerin birikmiş emeğinin yarattığı değerler sofrasına ( halka dağıtmak yerine)  onlar oturmakta.
Kadınların öyle vatan diye, diye hibe edilecek çocukları yok.
* http://ekonomikdurum.com/haber

Mürüvvet Yılmaz / sendika.org

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder